sosyal medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyal medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Neden girişim?


Girişim dünyası bu aralar özellikle benim yaş grubum arasında oldukça popüler. Y Kuşağı denen etiketi bir kenara koyarsak, mevcut nesil daha yaşanabilir bir hayat peşinde. İş beğenmiyorlar, çalışmayı sevmiyorlar eleştirilerine katılmıyorum. En güzel zamanlarımızı feda edeceğimiz işlerin buna değmesini istiyoruz. Gelin görün ki, Türkiye'de şartlar gitgide saçma sapan bir hal almakta. Beğenmezsen binlercesi var mantığıyla ya düşük standartlara katlanmamız ya da işsizliğe razı olmamız gerekiyormuş gibi bir hava var. Bu atmosfer "kendi işini kurmayı" daha cazip hale getiriyor.

Ben de 80'li yıllarda doğan birçok akranım gibi, iyi okullardan mezun olunca her şeyin çözüleceğini sandım. Öyle olmadı tabii. Her "şunu da bitir" rahatsın aşamasından sonra daha çok uğraşmak gerekti. Yine de şanslıyım, küçüklükten beri sevdiğim yazmanın dahil olduğu işler yapa yapa bugüne geldim. Ne var ki, ağızları doldura doldura "Content is the king (İçerik kraldır [ille kral olsun zaten]) diyenler, içerik yazarlarına pek öyle kral/kraliçe muamelesi yapmıyor. Hele bir de serbest çalışmaya karar verirlerse vay onların haline...

Nasıl giriştim?


Kendime baktım:
- Yazmayı seviyorum.
- Gezmeyi seviyorum.
- İşimi ofis dışında da yapabilirim.

Girişimler hakkında çoktan konuşmaya başladığımız Selçuk Fatih Sevinç de aynı fikirdeydi. Bunları bir araya getiren ve ilgi çekebilecek ne yapılabilirdi? Çok düşündük, tartıştık. Piyasadaki eksiklikleri araştırdık. Her yer e-ticaret sitesi. Biz de mi bir şey satsak dedik ama ille önceden akıl eden biri çıkıyordu. Özgün fikir peşinde koşmaya başladık. Domain araştırdık. Neredeyse her şey alınmış, neredeyse her şey yapılmıştı.

Bir gün, bir beyin fırtınası anında parladı "Gezinmece" adı. Instagram "hashtag"lerinden biri, epey de kullanılıyor. Nasılsa o da alınmıştır derken "available (boşta)" yazısı güneş gibi parladı. Ee, domain'i aldık, sonra? Gezinmece adında bir seyahat sitesi ama ne? Buna bizim de tam manasıyla emin olmamız ve siteyi istediğimiz şekle sokmamız neredeyse bir yıl sürdü. İki konu daha en başta kafamızda netti: 1) müşteri için değil son kullanıcı için ürün, 2) bizim de keyifle kullanabileceğimiz bir "şey".

Elbette ürün çıkınca son kullanıcılarımızın fikri bizim için önemli olacaktı ama ne yalan söyleyeyim hiçbir üstün veya müşterinin yorumu olmadan kendi işime odaklanmanın keyfi başkaymış. İstersek aradığımızı bulamayalım (ki ne yalan söyleyeyim umutluyum), sadece bu keyif bile bana uzun süre yeter. Neyse, başladık isme de uyacak fikirler geliştirmeye. Site bir yıl içinde şekilden şekle girdi. Bir sürü şey ekledik, çıkardık. Yeri geldi, kendi yaptıklarımızı beğenmedik. Ne var ki, bu süreçte hiç sıkılmadım. Site kıvama geldikçe işler daha eğlenceli hale geldi.

Gezinmece şu açıdan şanslı: Kurucularından biri yazılımcı, diğeri içerik yazarı. Bu, masrafları neredeyse sıfıra çeken bir durum. Ne istediğimizi direkt belirlememize de olanak tanıyor. Beklememiz ve anlatmamız gerekmiyor. Yazılımcı tasarıma, yazar da içerik pazarlamasına aşina olunca Voltron oluştu. Elbette, girişim açısından daha yolun başındayız ve kendi alanlarımızda dahi sürekli kendimizi geliştirmek zorundayız ama en azından ilk adımı attık. Bir felsefe mezunu olarak, denemeyi yücelten Sartre'ın yüzünü kara çıkartmadım!

28 Mart 2016: Web sitemizi nihayet tanıtmaya karar verdiğimiz tarih, bizim için gerçek başlangıç. Evet, sonunda kıvama geldiğine inandık ve onu başka gözlerin de önüne serdik. Gezinmece budur demekle kaldık mı? Elbette hayır. Daha bir hafta içinde yepyeni özellikler ekledik, tasarım değişiklikleri yaptık. Ama 28 Mart öncesinden daha farklı durum: İş ciddi!



Gezinmece nedir?


Bu aşamalardan geçen Gezinmece tam olarak nedir?

Gezinmece, gezginlere özel sosyal medya ve içerik platformudur.

Tek cümleyle anlatmak gerekirse böyle. Gezinmeceyi farklı kılan bir diğer özelliği de sade ve minimalist tasarımı. Renkleri, butonları ve yerleşimiyle gözü yormayan, kullanımı kolay ve gezginleri teşvik edici bir web sitesi elde etmeyi hedefledik.

Peki, gerçekten gezginlere özel olan nedir?

Gezilerinizde yaşadıklarınızı paylaşmak istiyorsunuz. Başka gezginlerin yazdıklarını merak ediyorsunuz. Yazılarınız sosyal medyanın dehlizlerinde kayboluyor. Bir süre sonra başka gezginlerin yazdıklarını da bulamaz oluyorsunuz. Başka gezginleri takip edebilmek, kendi gezilerinizi onlarla paylaşabilmek istiyorsunuz. Ve bütün bunları TEK BİR YERDEN yapmak istiyorsunuz.

Gezinmece temel olarak bunun için var. İleride yepyeni özelliklerin ekleneceğini ve elbette kullanıcıların yorumlarına göre şekilleneceğini şimdiden haber verebilirim.

Gezginlere eksiksiz deneyim sunmak isteyen Gezinmece'nin üç temel işlevi var:

1. Gezginlerle kaynaşma

Gezinmecede herkesin bir profil sayfası bulunuyor. Notlarını, tarzını beğendiğiniz gezginleri TAKİP ET butonuna tıklayarak takip edebilir ve daha sonra ana sayfanızdaki TAKİP ETTİKLERİM butonundan onların yazdıklarına doğrudan ulaşabilirsiniz. Ayrıca, istediğiniz her bir notu beğenebilir ve her bir nota yorum bırakabilirsiniz.

2. Gezi notlarınızı paylaşma

İstediğiniz istikameti arama çubuğuna yazıp bulduktan sonra NOT EKLE butonuyla açılan pencereye anılarınızı ve önerilerinizi yazabilir, fotoğraflarınızı ekleyebilirsiniz. Fakat Gezinmece'de seyahat geçmişiniz sadece notlardan ibaret değil. Gezdiğiniz yerleri GEZDİM diye işaretleyebilir, TARİH EKLE ile gezdiğiniz tarihi takvimde işaretleyebilirsiniz. Ayrıca, profilinizdeki haritada gezdiğiniz yerler yeşil olarak görünecek, böylece dünyanın ne kadarını gezdiğinizi de görebileceksiniz.

3. Blogları takip etme

Gezinmece sevdiğiniz blogları takip etmeyi de kolaylaştırıyor. RSS Feed'i olan bloglara yeni eklenen yazılar BLOGLAR sekmesinde görünecek. Hem Gezinmece'den ayrılmadan o bloğu okuyabileceksiniz hem de o bloğa ziyaret kazandırmış olacaksınız. Blog sahibiyseniz ve RSS Feed'iniz varsa ve blog listesine dahil olmak isterseniz bize e-posta göndermeniz yeterli.


Gezinmeceyi istediğiniz zaman açıp okuyabilirsiniz ama üstteki maddelerde anlattıklarımızı yapabilmeniz için kayıt olmanız ve giriş yapmanız gerekiyor. Kayıt olmak çok kolay ve ücretsiz. Gezginler ve gezmeyi sevenleri oldukça keyifli bir deneyim bekliyor.

Hepiniz davetlisiniz!
İngilizlerin kısa, tuhaf ve vurucu dizi yapmakta üstlerine yok. Black Mirror da bu konuda kendilerini aştıkları bir örnek. Sıkıldığım bölümler de oldu ama bu, yapımın özgün ve ilginç olma özelliğinden hiçbir şey alıp götürmüyor.

Dizi bölümleri ileri, günümüzden de ileri teknolojinin insanların elinde ne hale geldiğini ve bize neler yaşatabileceğini gösteriyor. Hayatın içine giren ve artık normalleşen teknolojileri herkes eşit ölçüde benimseyemiyor elbette. Kimi zaman bireysel isyanlar da oluyor. Ama herkesin etrafını saran o düzenin duvarlarına çarpıyorlar. Dizide beni rahatsız eden şeylerden biri bu sanırım. Sistemden şüphe duyup harekete geçen herkes bir şekilde sindiriliyor. İnsanların televizyon ve telefonlara bağımlı olması ve teşhire giren programları heyecanla seyretmeleri de hemen her bölümde vurgulanıyor.

Süprizbozanlarla devam edeyim. İzlediğim kadarıyla bölümlerin özetini yazacağım. İngilizlerin sezon başına altı bölümden fazlası ellerine yapıştığından olsa gerek Black Mirror da üçer bölümden oluşuyor. Her bölümün oyuncuları birbirinden farklı ve 40 dakikadan 75 dakikaya kadar değişen bölümler film edasıyla da izlenebiliyor.

The National Anthem


Bu bölümde başkanın kızı kaçırılıyor. Kaçıran kişi televizyondan kızı korsan yayınlarla konuşturuyor ve şartı kabul edilmezse kızı öldüreceğini söylüyor. Şartı da başkanın canlı yayında bir domuzla seks yapması. Başkan bunu kabul etmek istemiyor ama işin ucunda kızı var. Çok düşününce kızına ait olduğu söylenen bir kesik parmak gönderiliyor. Hal böyle olunca başkan şartı kabul etmeye mecbur kalıyor. Kız bir köprüde kendinden geçmiş halde bulunuyor. Parmağın onu kaçıran manyağa ait olduğu anlaşılıyor. Adam kendini asıyor. Başkan bütün saygınlığını yitiriyor ve karısı ondan nefret ediyor.

Fifteen Millon Merits




Bölümler arasında konuyu da oyuncuları da en beğendiğim bu oldu. Distopik bir İngiltere ortamı var. Milyonlarca insan spor salonu gibi yerlerde bisiklet çevirerek enerji elde edip geçimini bundan sağlıyor. "Modern köleler" bunlarla yiyecek alabiliyor ya da her tarafı kaplayan devasa televizyon ekranlarında izlenen şovlara göre artırılıp azaltılabiliyor. Kullanıcıların seçme hakkı var gibi görünse de pornografik görüntüler her yerden çıkıp duruyor. Bing bu ortamda yaşayıp giderken başka bir bisiklet sırasında bir kızı fark ediyor ve aşık oluyor. Kızla muhabbeti artıyor ve kızın melek gibi sesini kullanması için cesaret ona cesaret veriyor.

Bing biriktirdiği bütün puanları kıza "Hot Shot" bileti almak için harcıyor. Birlikte "Hot Shot" adlı yetenek yarışmasına gidiyorlar ve kız sahneye çıkıyor. Jüri tipik yetenek programı jürisi, aşağılamalar, sanal seyircilere oynamalar vb. Kızın sesini beğeniyor ama başka bir programda daha başarılı olacağını düşünüyorlar. Bing kıza destek olacağım derken tamamen yalnız kalıyor. Daha sonra ona zorla açılan programlardan birinde kızın bir adama oral seks yapmaya hazırlandığını görüyor. Puanları bittiği için kanalı değiştiremiyor; adamın yavşak konuşmalarına, kızın dudaklarını şekilden şekle sokmasına maruz kalıyor.

Durum dayanılır gibi değil. Bir bilet daha alıp programa katılmayı ve ortalığı dağıtmayı düşünüyor. Ama işi kolay değil. On beş milyon adım biriktirmek zorunda. Kendini olabildiğince zorlayarak bisikletle ve programlarla on beş milyon sayısına ulaşıyor. Aldığı yarışma biletiyle jüri üyelerinin karşısına geçiyor ve bağırıp çağırmaya başlıyor. Sisteme içeriden bir saldırı, bir isyan, belki de bir devrim. Ama jüridekiler Bing'i punduna getirip bu bağırışlarını bir programda kullanmaya ikna ediyorlar. Bing farklı şartlarda aynı sıkıcı yaşamını sürdürüyor.

The Entire History of You


Yakın gelecekte, insanlar her şeyi kaydeden bir bellek implantı takıyorlar. Gözleri donuklaşarak buna erişim sağlayabiliyor ve istedikleri bilgiye erişebiliyorlar. (Rüyalar dahil) Her şeyi hatırlamanın olumsuzlukları çoktan anlatılıyor. Böyle bir implantın yol açabileceği sorunlar düşünmekle bitmez. Ama dizi bölümü evli bir çiftin, kadının ihanetinin üstünden ilerliyor, implant muhabbeti olmasa Güllerin Savaşı'ndan bir farkı yok. O yüzden açıkçası kendimi çok kaptıramadım.

Be Right Back




Bu da acayip arıza bir bölüm. Martha'nın akıllı telefon bağımlısı erkek arkadaşı Ash bir trafik kazasında ölünce Martha perişan olur, bir de ondan hamile olduğunu öğrenince iyice dibe vurur. Ash'in cenazesinde Martha'nın arkadaşı Sarah ona, yasla baş etmek için ölen yakınlarla irtibatı mümkün kılan yeni bir hizmetten bahseder. Martha başta tepki koyar, kendini dış dünyadan soyutlar. Ama bir gün Ash'ten gelen e-postayla Sarah'nın onu hizmete üye yaptığını anlar. Başta Ash'le e-posta üzerinden konuşur. Program, Martha'ya akıllı telefondaki verilerden Ash'in konuşmasını simüle edebileceğini söyler. Martha, telefonundaki bilgileri aktararak Ash'i resmen telefonuna yükler.

Yasla baş etmesi için girdiği bu yolda ondan hiç kopamayacak kadar bağımlı hale gelir. Bir gün telefonunu yere düşürür ve adeta kendini kaybeder. Ash'i yeni bir telefona takar ve özür diler (Tabii ki Ash onun neden özür dilediğini anlamaz). Daha sonra ona daha pahalı olan bir hizmetten bahseder. Bu sefer onu karşısında görebilecektir. Martha ondan da sipariş eder. Ash kutu içinde getirilir. Başta lastik bir şişme bebek gibi görünür. Martha hayal kırıklığıyla kullanma talimatlarını uygular, onu bir gece küvette su içinde bırakır. Saatler sonra Ash çırılçıplak karşısında duruyordur. Ash hakkındaki bütün bilgilere sahip ama duyguları olmayan bir Ash. Bu durum Martha'ya çok tuhaf gelir. Bir ara Ash'i evden dışarı atar, denize bırakıp ondan kurtulmayı bile düşünür. Sondaki sahnede çocuk büyümüştür ve Ash hala onlarladır.

White Bear


Victoria baş ağrısı ve bandajlı bileklerle uyanır ve yere piller saçılmıştır. Hiçbir şey hatırlayamaz. Arada gördüğü bir simge de vardır ama başta bir anlam ifade etmez. Dışarıda herkes onun görüntüsünü almaya çalışmaktadır. Bir de bunlardan sonra gelen garip kılıklı çete üyeleri vardır. Victoria olan biteni anlamadan salt korkuyla kaçar. Yolda Jem diye kahraman kılıklı bir kadınla karşılaşır. Jem ona televizyondaki sinyalin White Bear vericisinden geldiğini, bu sinyalden o ve kendisi gibi insanların etkilenmediğini, avcı diye bir grup insanın onları avlamak istediğini anlatır. Birlikte bir avcının elinden de kurtulurlar ve Victoria vericiye ulaşmayı başarır. Üstüne gelen birine elindeki tüfekle ateş ettiğinde içinden konfeti çıkar.

Victoria ne olduğunu anlayamadan duvarlar açılır ve Jem, avcı ve bir sürü izleyiciyle karşı karşıya gelir. Her şey White Bear Adalet Parkı'nın içinde olup bitmiştir. Victoria ölüm korkusu yaşarken insanlar onu keyifle izlemiştir. Bu kadarla bitmez. Victoria'yı bir sandalyeye bağlayıp teşhir etmeye devam ederler ve "avcı" onu evine geri götürür. Burada Victoria, gözünün önüne gelen kızın aslında kendi kızı değil, erkek arkadaşının öldürdüğü başka bir çocuk olduğunu öğrenir. Bu cinayete seyirci kalmıştır ama kurbanın yerindedir artık. Avcı Victoria'nın şakaklarına alıcı yerleştirir ve Victoria kızın başına gelenleri kendi başına geliyor gibi çığlık çığlığa izler.

The Waldo Moment


İkinci sezonda da bu bölüme ısınamadım. Yine konu iyi ama nedense eksik bir şeyler var. Politik manipülasyondan ilerlemişler. Waldo diye boş beleş bir animasyon ve arkasında onu yönlendiren boş beleş bir eleman var. Muhafazakar parti adayını belden aşağı esprilerle gıcık eder. Gelecek seçimlerde muhafazakar partiyle işçi partisi yarışacaktır. İşçi partinin adayı Gwendolyn, Waldo'yu yönlendiren Jamie ile tanışır ve tek gecelik bir ilişki yaşar. Jamie aslında kadına aşık olmuştur ama Waldo eline geçtiğinde taşkınlık yapmadan duramaz ve bütün adaylara karşı çıkar. Gwendolyn'in kampanya müdürü Jamie'yi uzak durması için uyarır. Jamie suçluluk hissini üstünden atamaz ve Waldo'ya oy vermeyin diye haykırmaya başlar. Waldo'nun panelinin olduğu araçtan çıkarak ekranı kırmaya kalkar. Seyircilerden biri ona sağlam bir yumruk adar ve Waldo hastanelik olur. Hastaneden oylamanın sonuçlarını izler. Muhafazakar parti kazanır.

The White Chrismas



Kurgu olarak hoş bir bölüm. Bölüm içinde altı bölüm, öykü içinde öykü. Dizi Matt ve Joe'nun karlı bir günde bir evde birbirlerine hikayelerini anlatmasıyla başlar. Matt'in tuhaf mesleği dolayısıyla anlatacak epey hikayesi vardır. İnsan zihnini tamamen bir çipe kopyalandığı bir teknolojiden bahseder. Matt'in işi o kopya zihni ikna etmektir. Örneğin Greta evde rahat etmek için zihnini kopyalatmıştır ve kopya gerçek bir insan olmadığını kabul etmemektedir. Matt onu bir klon olduğuna ikna eder. Greta daha sonra sıkıntıdan ölecek hale gelir ve Matt'ten ona bir iş vermesi için yalvarır. Böylece gerçek Greta'nın asistanlığını seve seve yapar. Karısı Matt'in röntgenlemeye giren mesleğini görünce sinirlenir ve onu "engeller". Engellenen insanlar onları engelleyen kişiye açılmayan televizyon kanalı gibi görünür ve o kişiye seslerini duyuramazlar.

Sohbet ilerledikçe Joe biraz daha açılır. Bir ara duvarda atlaya atlaya ilerleyen saati fark eder. Daha sonra kendi hikayesinin ayrıntılarını anlatmaya başlar. Sonunda onu engelleyen kız arkadaşından olma kızına ulaşma isteği ağır basar. Kızın onu görebildiğini fark eder. Çünkü kadın ölmüştür ve kıza dedesi bakmaktadır. Yalnız kızda Asyalı tipi vardır ve kendinden olmadığını, aldatıldığını öğrenmesi fazla zaman almaz. Dede Joe'nun evden gitmesini ister. Joe kızının başka yerde olduğunu düşünerek onu görmek ister, o cinnetle dedeyi öldürür. Bir gece yatağın altında yatan kız, ertesi gün yardım istemek için dışarı çıkınca çok ilerleyemeden donatak ölür. Bu itiraf gerçek Joe'nun hüküm giymesine yetecektir.

Ama Matt de yakayı tam olarak sıyıramaz. Röntgencilik vb gibi suçlar siciline işlenir ve cezası herkes tarafından engellenmektir. Dışarı çıktığında kimsenin görmediği, duymadığı bir insan haline geliverir.