jake gyllenhaal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jake gyllenhaal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nightcrawler, İngilizcede geceleri ortaya çıkan solucan anlamına geliyor. Türkçeye de isabetli şekilde "Gece Vurgunu" çevirisi kullanılmış. Film iki saat boyunca insanı ekranın önüne mıhlıyor. Bittiğinde iki saat boyunca su molası için dahi ara vermediğimi fark ettim. Elbette eksiği gediği vardır ama bence geleceğin kült filmleri adaylarından biri olmasına engel değil.

Filmin yönetmeni Dan Gilroy. Başrol oyuncusu neredeyse tüm filmi sırtlanan Jake Gyllenhaal. Bu rol için oldukça zayıflayan ve saçlarına garip bir model veren Jake, oynadığı sinir bozucu karaktere tam manasıyla can veriyor. Rene Russo kendine çok iyi bakmış, altmış yaşında hala güzellik ve oyunculuk dersi veriyor.

Böyle sürprizbozan olsun. İş kurmak isteyen herkes ibret alsın.

Girişimcilik


Louis Bloom, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan, ailesiz, işsiz bir adam. Eski model bir arabayla hurda hırsızlığı yapıyor. İşlediği suç sadece hırsızlık değil, hurdayı toplamak için izinsiz bölgeye de giriyor, adam da dövüyor. Gözlerinde hiçbir his yok. Adamın hissizliği dışında çok net bir avantajı daha var: Çene. Çalıntı hurdayı satarken bile pazarlık yapıyor. İstediği fiyat olmayınca düzenli iş istiyor, hırsızlığından dolayı iş de verilmeyince hurda işini bırakıyor. Adamın gözü kara. Kendine bir iş bulmaya kararlı. Zaten gece dolaşan bu karakter (Hüseyin Kıran'ın Gecedegiden karakterini hatırlatmadı değil), bir gece bir trafik kazasına koşan bir gece muhabirini görüyor. O sırada hayatının işini bulduğunu anlıyor.

Karşılaştığı muhabirlerden ve internetten bilgi ediniyor, tam manasıyla alaylı bir muhabire dönüşüyor. Parkta bisiklet çalarak ilk el kamerasını alıyor ve ardından ilk skandal haberini çekiyor. Hemen reytingleri biraz düşük olan bir haber kanalına gidiyor. Herkesten daha yakın çekim görüntü alabildiği için haberini kabul ettiriyor. Daha önce bir muhabirin telefonda biçtiği haber fiyatını daha da yukarı çekiyor. Başka hiçbir seçeneği olmadığı halde pazarlığa girişerek çıtasını koruyor (çıkarılacak ders 1).

İçmeye ayranı olmadığı halde yanına stajyer alıyor (çıkarılacak ders 2), özgüveni sayesinde hiç şüphe uyandırmadan tam bir patron profili çiziyor (çıkarılacak ders 3). Ayrıca yine içmeye ayranı olmadığı halde birkaç haber sonra (ilk haberinde görüntünün bulaşık gibi olmasından dolayı para kaybettiği için) kamerasının modelini yükseltiyor (çıkarılacak ders 4). Eski arabasıyla olay yerine yeterince hızlı gidemediği için altına en kırmızısından bir Dodge Challenger çekiyor (çıkarılacak ders 5 diyeceğim ama hayalini bile kuramadım). O kadar kırmızı arabayla dikkat çeker diye düşünmeyin, adamın öyle kaygıları yok. Birkaç yerde mantık hatası olarak geçmiş ama kameranın kırmızı ışığını da bilerek açık bırakıyor olabilir.

Haberleri tutmaya başladıkça pazarlığı yükseltip haberi sattığı kadınla birlikte her şeye sahip olmak istiyor. Kuracağı şirketinin veriyor ve kadından haber spikerlerine bu ada itibar kattırmasını istiyor. İşine o kadar hakim ve öyle çarpıcı haberlerle geliyor ki sonunda haber bülteninde kendinin ve şirketin adı geçiyor, videolarda logosu kullanılıyor (çıkarılacak ders 6). Adamın kafasında daha en baştan iş planı hazır halde (çıkarılacak ders 7) ve adım adım gerçekleştiriyor. En sonunda haber araçları ve çalışanları dahil şirketini kurduğunda gözlerindeki kararlılık okunabiliyor.

Tam da girişim için nereden işe başlasam, nasıl bir yol izlesem diye düşünürken film bende şöyle haykırma hissi uyandırdı:



Tabii bunca şey söyledim ama bu karakterin yaptıklarını yapmak herkesin harcı değil. Karakterde aslında antisosyal kişilik bozukluğu var. (Yine de patronları, CEO'ları ve onların elemanlarını nasıl harcadıklarını düşününce... Hatta bu konuda psikolojik araştırmalar bile var. Neyse, uzar gider böyle.) Yasaları çiğnemesi, olay yerine polisten önce gidip olay yerini ve kanıtların yerini değiştirmesi, bilerek polisle suçlular arasında kovalamaca yaratması, böylece dolaylı olarak bir polisin yaralanmasına neden olması, kendisine ayak bağı olduğunu düşündüğü stajyerini kovalamacada harcatması, soruşturmada polisin suratına baka baka yalan söylemesi ve haberden aldığı parayla kendine şirket kurması... Naçizane tavsiyem: Küfür rezervlerinizi dolu tutun, bu karakter için epey ihtiyacınız olacak.

Medya Eleştirisi


Filmde inceden inceye medya eleştirisi de yapılıyor. Nina Romino, işini korumak için haberlerde hiçbir skandaldan kaçınmıyor. Louis'in birçok çekimde yasayı çiğnediğini fark etmesine, görüntülerin vahşet içermesine, hatta kanıt niteliği taşıdığı halde, reyting uğruna yayınlamaktan çekinmiyor. Yasayı ve etiği hiçe sayıyor. Hatta Louis'in pazarlıklarına (veya şantajlarına) kendi haysiyetini hiçe sayan karşılıklar da veriyor. Özellikle arka sokaklarda olanların ve ölümlü kazalarla yangınların ilgi çektiğini öğrenip seyirciden de soğumuyor değiliz. Zamanın ruhu bu belki de. Zeynep Sayın'dan ödünç alacağım bir terimle "imgenin pornografisi". Görmeye zorlanıyoruz, zorlandıkça da görmek istediğimizin bu olduğunu sanıyoruz belki.

Bitirmeden önce son bir not: Film sadece gece geçiyor. Bu tarz filmleri sevenler kaçırmasın.
Edge of Tomorrow vizyona girdiğinde "Amaan Tom Cruise" gene asker rolünde deyip burun kıvırmıştım. Ne izlense gider mantığıyla cuma akşamı izledim ve şu an tükürdüğümü yalıyorum. Gerçi Oblivion da idare eden bir filmdi ama çıtayı düşürdüğüm için midir bilmem, bu film hoşuma gitti.

Filmi, gayet güzel bir seri olan Bourne filmlerinde de adını gördüğümüz Doug Liman yönetmiş. Başrolde Tom Cruise var. Yine asker, yine üniformalı. Diğer başrolde de Emily Blunt var. Millet yakıştıramamış ama bence kütür kütür kadın kahraman rolünün hakkını vermiş.

En baştan sürprizbozanımı vereyim çünkü dediğim gibi başta filmi sallamadığım için konusu hakkında hiçbir şey bilmeden izlemeye başladım ve her şey sürpriz oldu.

Filmin Konusu


Yine post apokaliptik bir film var karşımızda. Gerçi hem kıyamet sonrası hem kıyamet öncesi. Nasıl olur demeyin? Bu filmin alametifarikası İngilizcede "time loop" diye geçen "zaman döngüsü". Film paldır küldür olaya giriyor, derken hoop başa.

Uzaylılar dünyaya saldırıyor, şehirler elden gidiyor. Amerikan ordusu durur mu yapıştırıyor özel kuvvetleri. Cage de masa başı bir asker aslında ama üstlerinden birinin emirlerini yerine getirmekte isteksiz davranınca tam bir bahtsız bedevi olarak savaşa gidecek askerler arasında buluyor kendini. Ayrıca rütbesi de elinden alınmış, öyle kabak gibi. Ama şansına savaşın en demli anlarından sağ kurtuluyor. Daha üstündeki teknolojik kıyafeti çözemeden uzaylılardan kaçıyor. Toplu taşımada sürekli reklamını gördüğü "Angel of Verdun", nam-ı diğer Rita'yla karşılaşıyor. Ölen ölüyor. Sıra kendisine gelmişken tesadüf eseri alfa uzaylıyla karşılaşıyor ve ölüyor.

Sonra tekrar başa. Tekrar aynı yerde uyanıyor. Üzerinde hala şaşkınlık var. Olayları hatırlıyor. Başkalarına anlatmaya çalışıyor. Kimseyi inandıramıyor. Yine olaylar. Biraz değişiklik yapabiliyor. Ama yine ölüyor. Bu olay defalarca tekrarlanıyor. Cage bu sırada tecrübe kazanıyor elbette. Önceki hataları düzeltiyor, hanesine yeni hatalar ekliyor. Tekrarlardan birinde Rita ondan kendini bulmasını istiyor. Bu sefer olayların akışı değişiyor. Rita'ya ulaşma tekrarları başlıyor. Rita'ya ulaşıyor. Onun da bir zamanlar kendi gibi döngüye girebildiğini ama artık o yeteneğini kaybettiğini öğreniyor. Rita onu eğitiyor, eğitiyor, bir daha eğitiyor. Başta saha deneyimi olmayan Cage böylelikle herkesten deneyimli hale geliyor.

Filmin sonu tahmin edilebilir. Tom Cruise tabii ki dünyayı kurtaracak. Ama bütün klişelere rağmen bunu nispeten daha şık biçimde sunmayı becermişler. Ayrıca Rita sapasağlam bir kadın kahraman olmuş. Aynı türdeki diğer filmlerde yer alan kadınlardan biraz daha iyi durumda gibi geldi bana. Yine yardım alıyor ama birinin birini kurtarması değil de savaş yoldaşlığı var biraz. Filmde sadece tek bir öpücükle yetiniliyor. Mercimeği fırına verme sahneleri o karmaşada biraz abes kaçabilirdi.


Film iyi hoş de Tom Cruise'a bir çift lafım var. Birincisi, niye yaşlanmıyorsun bre adam? Yaşıtlarının kılları kadayıf oldu. İkincisi, seni asker olarak görmekten biz bıktık sen bıkmadın mı? Daha Oblivion'da yine asker gibi bir görevde izlemiştik. Araya farklı roller soksan, Tropic Thunder'daki gibi izleyenleri şaşırtsan keşke...


Time loop konulu filmler


Hazır time loop mevzusuna girmişken birkaç filmden de bahsedeyim.

Film eleştirilerinde daha iyisi var denip genelde Groundhog Day (çevirisini yazmaya utanıyorum, Bugün Aslında Dündü) örneği verilmiş. Orada da bir şeyleri düzeltme var, çok daha güzel bir film olduğu da kabul ama tür olarak romantik komediye daha yakın.

Edge of Tomorrow aynı türdeki başka yapımlara daha çok benziyor. Looper (Tetikçiler), yine tetikçi rolündeki Bruce Willis ve onun gençliğini andırsın diye plastik makyajla dolaşan Joseph Gordon-Lewitt'in sıkılmadan izlenebilecek bir "time loop" filmi (adından da anlaşılacağı üzere). Bir de henüz izlemediğim ve Jake Gyllenhaal'in başrol oynadığı Source Code (Yaşam Şifresi) de benzer bir konuya sahip. Anlaşılan Hollywood bu zaman döngüsünün ekmeğini daha çok yiyecek...