freelance etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
freelance etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


Sevgili serbest çalışan, ne yaptın sen?

Serbest çalışmaya müsait bir işin var.
Bütün gün ofiste tıkılmak saçma, dedin.
Hem, orada herkes işine karışıyor.
Maaşın, serbest çalışarak rahatça kazanabileceğin bir miktar.
Elveda gözyaşı, elveda stres.

Sen öyle san...

Genel olarak iş ahlakı olmayan, kurnazlığı zekadan sayan bir memlekette hiç "freelance" bir ruh huzura erer mi?

Çıtayı ne kadar indirirsen indir, daha ineceği bir seviye var. Kimse emeği için önüne kırmızı halı serilsin diye beklemiyor ama karşılıklı iş yapmak neden bu kadar zor? Bu kadar zor olmak zorunda mı?

Gel bak seni neler bekliyor...

1. Hakarete hazır ol.

Hakaret sebebi Türkiye'de genel olarak "benim istediğim gibi olmamış" üstünden ilerler. Ne var ki, istediğini bilen işverene veya müşteriye hiçbir zaman rastlanmaz. Elbette, işin gerçekten istedikleri gibi olmaması, hatalı olması vb de mümkün. Ama bunu ifade etme şekli nedense hep hayattan soğutacak şekilde olur: "Ben böyle mi dedim!!!", "Ne biçim olmuş bu!!!" (ünlem işaretleri önemli, en az üç adet). Halbuki "Şurası şöyle olsa daha iyi olmaz mı?" gibi bir söylem ne ona batar ne karşısındakine. Fakat o zaman egosunu şişiremez, üstünlük kurduğunu hissedemez.

2. Sessizliğe hazır ol.

İşleri tam istenildiği gibi teslim edersin ama birden ses kesilir. E-postalar, aramalar cevapsız kalır. Suçu kendinde ararsın, nerede hata yaptım dersin... Hakaret kadar kötüdür bu yaklaşım. Gerçekten bir daha çalışılmayacak kadar kötü bir durum varsa söyle ki biz de bilelim, kendimizi ona göre hazırlayalım, değil mi? Ama o zaman Araf'ta bırakarak işkence etmiş olmazsın; net davranmış olursun, o da Türkiye'nin ruhuna uymaz.

3. Köleliğe hazır ol.

Genel "Parasını vermedim mi yapacak" mantığı serbest işlerde, özellikle de Türkiye gibi iş tanımının net çizilmediği yerlerde doruğa çıkar. Çeviriyi yaptı / yazıyı yazdı, neden üstüne düzeltisini de yapmasın, neden diğer çevirmenlerin yazılarını da kontrol etmesin, neden onları bir güzel klasörleyip bana göndermesin falan filan. Nasılsa bu işi yapacak binlerce insan var ve bana mecbur! Sana da, parana da... diye başlayan iç geçirmeler "Ben bunun için mi okudum?" çizgisinde devam eder. Evet, bunun için okuduk. (...Startup kurdu.)

4. Para peşinde koşmaya hazır ol.

Yukarıdaki her bir maddenin sonu olmaya aday bir madde. Ofis çalışmasında paranın yanı sıra statü için de çalışılır. Ama freelance çalışmada işveren bilir ki sadece para için çalışıyorsun ve günü kurtarmaya çalışıyorsun. O yüzden para direkt tehdit unsurudur. İşini "iyi" yapmazsan, üç yüz kere düzeltmezsen veya yanında ek bir şeyler yapmazsan o paraya kavuşamayabileceğini bileceksin! Ya o iş için harcadığın zaman ve enerji? Üstüne soğuk su içmeye hazır ol.

İşte böyle sevgili serbest çalışan. Çilen daha yeni başlıyor!

(Fotoğrafta gördüğünüz, çevirime yardım eden Paşa'ya selam olsun.)
Serbest çalışma, böyle çalışanlar arasında sık kullanılan sözcük olan "freelance" Türkiye'de ve belki deneyimlemesem de dünyadaki birçok ülkede tam zamanlı çalışmaktan daha sıkıntılı olabiliyor.

Türkiye'de serbest yapılan işin karşılığını almak için çırpınmak gerekiyor. Uğraştığım alan olduğu için çeviriden örnek vererek anlatacağım. Çeviride  sözleşme yapılır, iki tarafın da şartları kabul ettiği anlamına gelir bu. Sonra bir aksilik olmazsa çevirmen kitabı çevirir, editör tarafından düzeltilir, yayınevi de son ürüne onay verdiğinde basılır. Böyle anlatınca kulağa çok hoş geliyor. Ama en geç kitap basıldıktan sonra yapılması gereken ödemeden ses çıkmaz. Kitap raflarda yerini almıştır; fakat yayınevi "düzeltisi sıkıntılıydı, geç çıktı" vb diyerek ödeme yapmamalarını gerekçelendirmeye çalışır. Alacağınız atla deve de değil toplam süreçte beş altı ayda iki bin lira falan. Sanırsınız çevirmen yayıncının canını istedi. Ayrıca söz konusu kitap için iki ayağınızı bir pabuca sokup acele ettirmişlerdir muhtemelen.

Etrafta duyduklarım ve okuduklarımın sadece çevirmenlik değil serbest çalışılan her alanda, özellikle yazılım ve tasarımda şark kurnazlarından geçilmediğini gösteriyor. Emeği ayaklar altına alıp iyice üstünde tepinmek nedir anlamıyorum. Serbest çalışma mağduru arkadaşlar ve kendim adına genel bir itirafta bulunayım. Sevgili işverenler, insanın insana yapmayacağı hareketleriniz de samimiyetten uzak tatlı dilleriniz de umurumuzda değil, biz sadece emeğimizin karşılığını somut olarak görmek istiyoruz.

Şunu da ekleyeyim: Serbest çalışmanın her zaman bir cazibesi olacak. Ne var ki serbest çalışmayla girişimciliği karıştırmamak lazım. İkisi de gerektiğinde tam zamanlı çalışmadan daha fazla vaktinizi ayırmanızı gerektirse de serbest çalışmada hala bir işverenin buyruğu altındasınız, girişimcilikteyse kendi işinizi kendiniz yaratma, yani işveren olma imkanınız var. Bence ikincisi daha zor ama daha cazip olan o çünkü tutturursanız sizin için geleceği daha parlak.

Şimdilik hayat serbest çalışmanın stresiyle uğraşmak için çok kısa ve girişim için de şartlar yeterince olgun değil diyerek tam zamanlı işe geri dönüyorum. Zamanın herkes için güzel şeyler gösterir umarım.