filistin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
filistin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kendim kadar yaşıtlarımın birçoğu da artık ülkeden gitmek istiyor. Bizi fersah fersah aşan bir kötüleşme söz konusu. Edward Said'in Yersiz Yurtsuz adıyla yayımlanan anılarını okuma nedenlerimden biri buydu: benzer bir coğrafyada benzer kafada bir insanın yurt dışına nasıl çıktığı ve neler yaşadığı.

Babasından dolayı halihazırda Amerikan vatandaşlığı bulunması beni biraz hayal kırıklığına uğrattı bu konuda. Fakat başka açılardan çok iyi bir kitap elbette. Orta Doğu'da siyasi karmaşa, aile yapısı ve bu ortamdan kurtulan ama köklerinden de kopmayan bir entelektüelin gelişim süreci.

Hepimizin hayatı zor bu coğrafyada. Edward Said daha da zor bir zamanda yaşamış okuduklarıma bakılırsa. Filistin'in düşmesi, Mısır'a yerleşme, Kahire'den ve Kudüs'ten anılar. En başta, Müslüman bir coğrafyada Hristiyan olmak. Araplar arasında İngiliz adı taşımak. Lübnan'da Filistin ve Mısır lehçesi karışık bir Arapça konuşmak. Batılı öğrenciler arasında Arap olmak. Kız kardeşleri arasında tek erkek olmak.

Dışlanmanın türlü türlü hallerini yaşamış Edward Said. İngiliz sömürgesini de yaşamış, sömürgenin ortadan kalkışını da, Filistin'in düşmesini de. Filistin düşünce gerçekten yersiz yurtsuz kalmayı da. Haliyle mülteciliği de deneyimlemiş. Amerika ve başka Batı ülkelerinde doğulu olmayı da.

Bu sıralarda ailesi çok güçlü davranmış diyebiliriz ama bence Said'in onlardan yeterli desteği aldığını söyleyemeyiz. Öncelikle, babayı fena halde Kafka'nın babasına benzettim. Babası araya sürekli bir engelller, kurallar yığını koyuyor gibi. Edward okulda sorunlu bir çocuk olduğu için şikâyetçi, kız kardeşleri kadar başarılı olmadığı için şikâyetçi. Sürekli itaat ve başarı bekliyor ondan. Bundandır ki oğlu Princeton Üniversitesi'nden dereceyle mezun olduğunda çok gururlanır. Kitaptaki fotoğraflarda bu gururu gözlerinden okuyabiliyorsunuz.

Anneyle daha yakın ama onun da kuralları var. Hepsi Edward'ı "yola getirmeye" azmetmiş. Ayrıca cinsellik tabusu Edward'ı vurmakta gecikmiyor. "Kendi kendini tatmin" kesinlikle yasak. Edward'ı bir keresinde yakalayan ailesi bir daha buna meyletmesin diye ailesi onu etkinliklere boğuyor. Belki de bu yüzden Batı'da ilk ilişkilerinde bocalıyor. Ailenin kuralları onu genelde sıksa da sağladıkları manevi destekten vazgeçmiyor. Okulda da şiddet ve dışlanmayla karşılaşıyor. Bazen dayak yiyor ama belki de bir savunma sistemi olarak genelde haşarı tarafta.

Kitapta adım adım bir entelektüelin oluşmasına da şahit oluyoruz. Küçüklükten itibaren epey zeki ve meraklı olan Edward, edebiyat klasiklerini okumaya ve klasik müziği sindirmeye başlıyor. Okudukça okuyası, dinledikçe dinleyesi geliyor. Biraz daha büyüdüğünde felsefeyle de tanışıyor. Elbette bunlar bir araya geliyor ve önce Princeton, sonra Harvard mezunu olan verimli bir yazar ve düşünürü meydana getiriyor.

Yersiz yurtsuzluğu yaşamadım ama Edward Said'den okumuş oldum. Sürekli olumsuz yöne gelişen gündem bakalım beni de yersiz yurtsuz bırakacak mı?