dolly parton etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dolly parton etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yine yeni bir gün, yine mesai. Ofiste, başkasının işinde çalışıp sıkılmayanı, bunalmayanı şahsen duymadım. Patron ayrı, yönetici ayrı. Çalışan olmak ücretli köleliğe, ofisler yarı açık cezaevlerine benzemeye başladı. Hele de Türkiye ekonomide yokuş aşağı giderken. Siz de gidişattan bunaldıysanız Nine to Five keyfinizi en az iki saat yerine getirecek bir film.

Filme özetle orijinal Horrible Bosses (Patrondan Kurtulma Sanatı) denilebilir. Ama kesinlikle çok daha komik ve çok da feminist. Katıla katıla gülmüş olsam da gerek Horrible Bosses, gerek Office Space gerekse The Office erkek karakterlerin çıkış yaptığı filmler. Bu filmde ise birbirinden ayrı karakterlerdeki üç kadının emek sömürüsü ve cinsiyetçilik potasında bir araya gelmesinin eğlenceli öyküsünü izliyoruz.

1980 yapımı filmde Jane Fonda, Lily Tomlin ve PMS Blues şarkısıyla bloğuma daha önce de konuk olan Dolly Parton oynuyor. IMDB'de 6,6 verenlerin elleri kırılsın diyerek konuya ve sürprizbozanlara geçeyim. (Yazması bile keyifli. İçimin yağları öyle eridi...)

"Pembe yakalı" kadınların çalıştığı kocaman bir ofis düşünün. Burada kadınlara belge işi yaptırılıyor. Judy Bernly (Jane Fonda) kocasından yeni ayrılmış ve hayata atılmak zorunda kalmış. Sudan çıkmış bir balık gibi şaşkın. Fotokopi makinesi bile onun için çok yeni. Violet Newstead (Lily Tomlin) daha baskın bir tip ve işyerinde hak ettiği terfiyi bekliyor. Dorelee Rhodes (Dolly Parton) da patronun seksi sarışın sekreteri. Bir de gıcık, cinsiyetçi, kapitalist patronu anmamak olmaz: Franklin M. Hart Jr (Dabney Coleman).

Patron bütün kozları elinde tutuyor gibi görünüyor. Judy'yi eziyor, Violet'in gelmesi gelen konuma başkasını koyuyor, Dorelee'yi de odasında taciz ediyor. Dorelee bir açıdan daha şanssız; hemcinsleri de patronla yattığını düşünüp ona sırt çeviriyor (başta Violet ve Judy de o kervanda). Daha sonra bu üçlü kaynaşıyor (evde ot çekecek derece kaynaşıyor). Ardından olaylar kopuyor zaten.

Filmin en keyifli anlarından bir kısmı kafaları güzelken her birinin patrondan kurtulmak için kurdukları hayaller. Ayrıntıya girmeyeceğim, izlerken eğlenmek en güzeli. O hayallerin etkisinde kalarak patronu öldürdüklerini zannetmeleri ve bunu örtbas etmek için yaptıkları sakarlıklar da bir o kadar eğlenceli. Daha güldüremezler derken patronun ölmediğini öğrenmeleri ve adamı kaçırmaları ile iyice zirve yapıyorlar. Anlatılmaz, izlenir. Tek bir yere vurgu yapacağım: Adam kaçmasın diye evde yaptıkları düzeneği es geçmeyin. Sonunda kadınlara ve adama ne olduğu da sürpriz olarak kalsın.

Nine to Five ofis hayatı konusunda yapılmış bence en iyi filmlerden biri. 1980 tarihli olduğuna bakmayın, bugün hala taptaze. Hem komik, hem feminist, hem emekten yana. Çok gülmek ve çok rahatlamak isteyenler kaçırmasın.
PMS, yani adet öncesi sendrom, birçok kadını her ay yoklayan bir rahatsızlık. Vücut kendini adete hazırlarken hormonal değişikliklerin psikoloji etkilemesi doğal. Bol kalorili yiyeceklere, özellikle çikolatalara saldırmak, durduk yere ağlamak, sinirlerin hop oturup hop kalkması... PMS'e hoş geldiniz.

Konu hakkında birçok şey yazılıp çizildi. Bilimsel makalelerden absürt komedilere kadar birçok materyali internetten bulabilirsiniz. Amacım, tıbbi bilgi vermek değil. Bu ay kendi yaptığım bir keşfi paylaşmak istiyorum: Blues Brothers'tan PMS'e kadar yaptığım video araştırmasında karşıma çıkan "PMS Blues".

Çalışma hayatını eleştirdiği "9 to 5" şarkısıyla tanıdığım Dolly Parton söylüyor "PMS Blues"u. Dolly Parton, Amerikalı bir country şarkıcısı. Grammy adaylığına ve Grammy ödüllerine doymamış müzik kariyeri boyunca. 68 yaşında, hâlâ da çalışmaya devam ediyor. Klonlanan koyun Dolly'nin adı da ondan alınmış, Vikipedi'nin yalancısıyım.

Şarkının Sözleri


PMS ancak bu kadar güzel ve esprili anlatılabilirdi. (Sonunda ağlamaya başlıyor bir de...) Sözleri ve çevirilerini de yazayım tam olsun.

Eve you wicked woman, you done put your curse on me
(Havva seni hınzır kadın, beni lanetledin)
Why didn't you just leave that apple hangin' in the tree
(O elmayı ağacın üstünde asılı neden bırakmadın ki)
You make us hate our husbands, our lovers and our boss
(Kocalarımızdan, sevgililerimizden, patronlarımızdan nefret ettirdin bizi)
Why I can't even count the good friends I've already lost
(Çoktan kaybettiğim iyi dostları neden sayamıyorum bile)
Cause of PMS blues, PMS blues
(PMS blues [efkârı] yüzünden, PMS blues)
I don't even like myself, but it's something I can't help
(Kendimi bile sevmiyorum ama önüne geçemediğim bir şey bu)
I got those God almighty, slap somebody PMS blues
(Yüce Tanrım birilerini tokatlamak istiyorum PMS blues'una yakalandım)
Most times I'm easy going, some say I'm good as gold
(Çoğu zaman uysalım, bazıları pamuk gibi olduğumu söyler)
But when I'm PMS I tell ya, I turn mean and cold
(Ama PMS olduğumda, söyleyeyim buz gibi ve zalim oluveriyorum)
Those not afflicted with it are affected just the same
(Bundan ıstırap çekmeyenler de aynı şekilde etkileniyor)
You poor old men didn't have to grin and say "I feel your pain"
(Zavallı adamlar sırıtıp "Acını hissediyorum" demek zorunda değildi)
PMS blues, PMS blues
(PMS blues, PMS blues)
You know you must forgive us for we care not what we do
(Anlarsınız ya ne yaptığımızın umurumuzda olmadığı için bizi affedin)
I got those can't stop crying, dishes flying PMS blues
(Ağlamama engel olamıyorum, tabaklar uçuşuyor PMS Blues'una yakalandım)

But you know we can't help it
(Ama bilirsiniz ya ona engel olamıyoruz)
We don't even know the cause
(Sebebini bile bilmiyoruz)
But as soon as this part's over, then comes the menopause
(Ama bu bölüm biter bitmez ardından menopoz gelir)
Oh, Lord, Oh, Lord
(Ah Tanrım, ah Tanrım)
We're going to always be a heap of fun
(Hep böyle bir eğlence yumağı olacağız)
Like the devil taking over my body, suffering, suffering, suffering
(Sanki şeytan bedenimi ele geçiriyor, çile, çile, çile)
Everybody's suffering, huh?
(Herkes çile çekiyor, ha?)

But a woman had to write this song, a man would be scared to
(Ama bir kadının bu şarkıyı yazması gerekiyordu, bir adam korkardı)
Lest he be called a chauvenist or just fall victim to
(Adı şoveniste çıkar veya kurban gidiverir diye)
Those PMS blues
(O PMS blues'a)
You know we'd kill for less than that
(Bilirsin daha azı için bile öldürürdük)
PMS blues
(PMS blues)
You don't want to cross my path
(Yoluma çıkmak istemezsiniz)
Cause a pitbull ain't no match
(Çünkü bir pitbul bile dengim olamaz)
For these teeth a clenchin', fluid retention
(Çünkü dişler kenetleniyor, sıvı tutulması)
Head a swellin', can't stop yellin'
(Kafa şişiyor, bağırmadan durulmuyor)
Got no patience, I'm so hateful
(Sabrım yok, öyle nefret doluyum ki)
PMS blues, premenstrual syndrome
(PMS blues, adet öncesi sendromu)
Got those moods a swingin', tears a slingin'
(O ruh hallerinin çalkalanması var, gözyaşları boncuk boncuk akıyor)
Nothin' fits me when it hits me
(Başıma bir geldi mi beni hiçbir şey doğrultamıyor)
Rantin', ravin', misbehavin'
(Atıp tutuyorum, kuduruyorum, edepsizlik ediyorum)
PMS blues
(PMS blues)

It's the only time in my life I ever think about wishing I'd been a man
(Ömrümde erkek olmayı dilediğim tek zamandır bu)
But you know that only means one thing
(Ama bilirsiniz bunun tek bir anlamı var)
If I'd have been a man, I'd be somewhere right this very minute
(Erkek olsaydım bu zamanda tam bu anda bir yerlerde olacaktım)
With some old cranky, naggin', raggin' hateful woman
(Huysuz, dırdırcı, asabi bir kadınla)
With those old PMS blues
(Şu bizim PMS blues'la)
PMS blues
(PMS blues)
I don't want to talk about it, we both could do without it
(Ondan bahsetmek istemiyoruz, onsuz ikimiz de idare edebilirdik)

Got those treat your kids bad, don't you talk back
(Çocuklarına kötü davran, bana karşılık verme hallerine büründüm)
Gone ballistic, unrealistic
(Gülleye döndüm, gerçekdışı oldum)
Awful lowdown, bitch to be around
(İşin aslı fena, kaltak buralarda)
PMS blues
(PMS blues)