chris pratt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
chris pratt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1993 yapımı Jurassic Park filminin 80'li yıllarda doğmuş çocuklarda etkisi büyük. Günümüzde diriltilmiş tarih öncesi dinozorlar, kaçışan insanlar... Ama benim için yeri çok daha ayrı. Çünkü sinemada izlediğim ilk film. Yaş dokuz. Haziranda kardeşim doğdu, o yüzden annem evde. Babamla Kadıköy minibüslerine atlıyoruz. O yaşta Kadıköy nasıl uzak benim için. Bir de araba tutuyor. Midem bulanmasın da film zehir olmasın diye ağzımdan nefes alıyorum (ve araç tutmasının orta kulak dengesiyle alakalı olduğunu ilk kez o zaman keşfediyorum. İşe yarayan bir yöntem, tavsiye ederim.) Film o sırada kapalı gişe oynuyor. Sinemaya geldiğimizde ancak en öndeki sırada yer bulabiliyoruz. İki saat boyunca dinozorlar üstüme üstüme geliyor ve ben heyecanla dört köşe oluyorum.

Ondan sonra gelsin dinozor dergileri ve maketleri. Neredeyse bütün dinozorları isimleri, boyutları ve beslenme şekilleriyle ezberliyorum. (Maketi tamamlayamamıştım. Kimi parçaların olduğu dergi bakkala gelmedi. Sonra da dinozor furyası bitti zaten.) T-Rex gelirse beşinci kata ulaşır mı ulaşmaz mı onu bile hesapladığımı hatırlıyorum. Daha sonra göktaşı bir yana, evrimle canlıların hayatta kalma olasılıklarını artırmak için gitgide küçüldüğünü öğreneceğim tabii ama Kadıköy'ün bile uzak geldiği bir yaştayım o sırada. Jurassic Park'ın devam filmlerinden bahsetmedim fark ederseniz. Onlar bende böyle bir etki bırakmadı. Hatta sinemada mı televizyonda mı izledim, onu bile hatırlamıyorum.

Peki, özünde yine bir devam filmi olan Jurassic World'de beni heyecanlandıran neydi? Öncelikle, IMDB puanı 3D aksiyonlarında başta heyecanlı kullanıcılar tarafından şişirilir ve sonra aklı başında izleyiciler tarafından düşürülür. Bu film daha en baştan iddiasız bir puanla başladı ki o heyecanlı kişilerin bile kaldıramayacağı kadar klişeler yumağıyla karşılaşacağım belliydi. (Ayrıca öncekilerde yönetmen koltuğunda olan Steven Spielberg bu sefer sadece kaymağını yiyeyim demiş ki adı "executive producer" olarak geçiyor.) Beni heyecanlandıran şey, dinozorları son teknolojiyle bezenmiş bir şekilde üç boyutlu izleyecek olmaktı. (Üç boyut konusunda daha hiç kimse türünün ilk örneği olan, 2009 yapımı Avatar'ı geçemedi ya neyse.) Konu açısından bakarsanız tam bir fiyasko olan film, efektler ve üç boyutlu seyir açısından oldukça tatmin edici. Bir de web sitesinin hakkını yememek lazım. Öncesini görmedim ama film sinemalara gelmeden park kameralarından gayet keyifli bir ortam varmış. Film vizyona girdikten sonra bakanlardanım. Herkes bir yerlere koşuşturuyordu. Gerçekten yaratıcı bir çalışma.

Kaslı ve dinozorlu
Filmi izledikten sonra rastladığım Zaytung yazısı aslında filmle ilgili düşüncelerime büyük ölçüde tercüman olmuş: http://zaytung.com/blgdetay.asp?newsid=281555 Amerikalıların klişeler konusunda gözü neden bu kadar dönüyor anlamadım. Aşırı kuralcı ve kariyer delisi teyze, "fedakar kaslı" alfa erkek/eski sevgili, dinozorlara meraklı küçük kardeş, kanı beyninden başka yere akan bir ergen, uzaktan ağlaşan ve boşanma arefesindeki ağlak anne baba. Sürprizbozan vermeye gerek yok. Kuralcı teyze kurallarından vazgeçip yeğenlerine sahip çıkıyor, eski sevgiliyle barışıyor. Eski sevgili de herkesi kurtarıyor, bir yerde kadına sen otur oturduğun yerde diyor. Abinin ergenlik hezayanları son buluyor, kardeşine sahip çıkıyor. Anne baba muhtemelen boşanmaktan vazgeçiyor. Şaşırdık mı? Ben zerre şaşırmadım. Unutmadan, millet can derdindeyken adrenalinden kavrulan eski çiftimizin öpüşme sahnesi de eksik değil elbette.

Siz en iyisi konusu sallayın ve dinozorlara bakın, gerçek başrol onlar. Dinozorlar sert görünüşleri altında aslında munis canlılarmış ama biz kıymet bilememişiz. Sürprizbozan şimdi olabilir. Bir park açtık ama insanların ilgisini çekelim deyip her canlıdan bir kuple katarak dinozor ötesi bir şey yaratmak ilginç. Adı, çoluk çocuk kolay söylesin diye Indominus Rex. Bir de kocaman ki sormayın. Sosyalleşmediği için de biraz asosyal. Öyle sadece acıktığı için avlanma yok, keyif için bütün otobur dinozorları öldürüyor. Zeka onda, kandırmak onda, kamuflaj onda, termal ısının olduğu yere koşma onda. Her ne hikmetse başrol oyuncularını öldüremiyor, neyse... Herkes dinozorlarla lay lay lom modunda. Otobur dinozorlarla kanka olunmuş, etobur dinozorlarla gösteri yapılıyor falan filan. Kibirli teyze o koca dinozoru göremediği için işler çığırından çıkıyor. Dinozorlar da insanlar da çil yavrusu gibi dağılıyor. Önce onu öldürücü olmayan silahlarla yakalamaya çalışıyorlar, tabii ki bunlar sivrisinek kadar bile etki etmiyor. Daha sonra öldürücü silahlar da etki etmiyor.

Filmin velociraptor'ları da bir değişik. Dört tane, isimleri var, kendilerini kedi gibi sevdiriyorlar. Alfa diye bizim kaslıyı bilmişler. (Kaslı dinozorlarla karşılıklı saygı esasını benimsemiş.) Ama indominus rex onlardan da bir parça gen taşıdığı için aralarında sıkı bir muhabbet olur. Etobur olmasına rağmen aynı zamanda vefakar ve cefakar olan velocraptor'lar kaslıya ihanet etmez, hatta başroldeki dörtlüyü koruyup kollar. Ekşi Sözlük'te film hakkında koalisyon esprileri dönüyor. İzledikten sonra gayet isabetli olduğunu göreceksiniz. Tek başına bütün parkta dehşet saçan indominus rex bunlar benden diye emin olduğu velociraptor'ler tarafından rahatsız edilir, teyzenin kafeslerinden azat edip ortamlara salıverdiği karizmatik T-Rex'ler tarafından iyice hırpalanır ve ta denizin dibinden cinnet getiren bir mosasaur tarafından kıskıvrak yakalanıp suya çekilir (bu arkadaş dışında sudan anlayan dinozor yok. Yoksa iki velede çoktan el sallamıştık). Taraflar da üç tane, tesadüfün bu kadarı...

Sırf çocukluk anılarımızın depreşmesi adına, ilk filmden yirmi iki yıl sonra üç boyutlu olarak izlenebilecek bir film. Başyapıt değil ama paranıza yazık olmayacak. Bu arada Chris Pratt, sana iki çift lafım var. Komik çocuktan devam et, kendini kasa verme, tamam mı? Haydi size iyi seyirler.
Guardians of Galaxy (Galaksinin Koruyucuları) Marvel'in yeni filmi. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi çizgi roman takipçisi değilim, film neyse öyle izliyorum. IMDB'deki puanı ve sıralaması şu an için abartı olsa da ikinci kez izlememe rağmen sıkmayan, ara ara keyiflenmek için açılabilecek bir film. Sürprizbozanlara gebe bir yazı başlıyor.

Şu ana kadar izlediğim süper kahraman filmleriyle kıyaslamam gerekirse buradaki karakterler oldukça naif ve baş kahramanımız sırf bu film için six pack yapmış olsa da maço bir tip değil, gayet sevimli ve naif. Annesini çocuk yaşta kaybeden Peter, annesinin ona hediye ettiği kasetçalarla yine annesinin ona özel hazırladığı kasetteki şarkıları dinleyip durur. (80'li yıllarda doğanları radyodan şarkı çektikleri günlere götüren nostaljik sahneler...)

Filmin tek artısı Peter Quill (Chris Pratt) değil. Künyeye baktığınızda Bradley Cooper ismini de görüp heyecanlanmayın bedenen boy göstermiyor. Amma velakin fırlama rakun Rocket'ı muhteşem seslendirmiş. Et kafalılar serisinden Vin Diesel de Groot'u seslendirmiş ama sadece "I am Groot" olarak; yine de efsane bir seslendirme diyebilirim. İzleyin ve görün. Başka bir et kafa Drax ise perdelerini kaldırdığında kedi gibi olan bir uzaylı irisini canlandırıyor. Filmde bilerek mi yapılmış emin değilim ama maçolaştırılmaya müsait bütün erkek karakterler yontulmuş sanki. En sert erkek, filmin başka bir artısı olan Lee Pace'in canlandırdığı Ronan. Ayrıca yemyeşil halde arz-ı endam eden Gamora (Zoe Saldana) Avatar'da maviyken olduğu kadar güzel burada da.

80'li yıllar çocuğu ve o dönemin müziklerinin hayranı olarak filmin soundtrack'ine bayıldım. "Hooked on a Feeling", "Cherry Bomb", "Escape (The Pina Colada Song)", "Ain't No Mountain High Enough"... Bu şarkıların hepsi kulaklıkları takınca kafasında klip çekmeye başlayanlara gelsin. Peter gibi gezegenleri birbirine katamasak da trafiği birbirine katabiliriz, inanıyorum.

Bir de Marvel'in jenerik sürprizlerini unutmayın, ilk izleyişimde yaptığım gibi minik Groot'un dans sahnesinden sonra sinema salonunu terk etmeyin. Hayır, dans eden yavru Groot'tan sonra da terk etmeyin. O yüzlerce isimden sonra bir sahne daha var. Liseliler bilmez denmiş ama ben de bilmiyormuşum. İpucu film burada: http://www.imdb.com/title/tt0091225/

Düşündüm de filmde gönüllerin fatihi her halükarda Groot. Zaten geyik sitelerde oyuncağı çıksın isteyenler, onu Hodor'la muhabbet ettirenler gırla.

Dawn of the Planet of Apes

Bu arada fantastik, post apokaliptik tarzda filmleri sevenler, hazır vizyondayken Dawn of the Planet of Apes'i (Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti) de kaçırmasın.

Yüzüklerin Efendisi'nde Gollum'u oynayan Andy Serkis beyefendinin gül cemalini yine göremiyoruz ama maymunların lideri Caesar rolünde yine çok iyi iş çıkarmış.

Filmi izleyen birkaç kişiden duyduğum yorum şöyle: "Her şeyi yerli yerinde, eli yüzü düzgün bir film." Ben de katılıyorum. Ayrıca ilk filmi izlemeden ikinci filmi gayet anlamak mümkün. Kendi içinde bir bütün.

İyi kalpli insan Malcolm (Jason Clarke) da rolünü gerçekten doldurmuş. Ailesinin diğer üyeleri de sevimli. Filmin tamamını keyifle izletiyorlar.

Maymunların, Varna'da "tea" demeyi bile öğrenemeyip çayını parmağıyla işaret eden adamdan daha iyi İngilizce konuştukları kesin. Konuşsunlar, muhabbet edelim karşılıklı ama silahlanmaya hayır maymun (ve elbette insan) kardeşlerim.