ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Beş Şehir kitabını nedense öykü kitabı olarak hatırlıyormuşum. Sayfaları açıp bir seyahatnameyle karşı karşıya olduğumu görünce hem şaşırdım hem de sevindim.

Ahmet Hamdi yazmadaki ustalığını bu eserinde de gösteriyor. Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul'un dününü ve ona göre bugününü (gittiği bazı yerlerde savaş öncesi ve sonrası durumlarını) değerlendiriyor; gittiği yerlerin mimari yapılarını, manzaralarını ve oradaki anılarını bize aktarıyor; ünlü isimlerin edebi eserleri, şiirleri ve seyahatnamelerinden (özellikle Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinden) alıntı yapıyor.

Ankara


"Evliya Çelebi'nin Ankara'sı, muhasırı olan yahut sonradan gelen seyyahlarınkine pek benzemez. Daha ziyade fantastik bir sergüzeştin etrafına toplanır." Ahmet Hamdi, anlatmaya ilk olarak Ankara'dan başlıyor. Ankara Kalesi'ni ziyaret ediyor, Hacı Bayram'dan şiir alıntıları yapıyor.

Erzurum


Erzurum'da Âşık Kerem'den, İzzet Molla'dan alıntılar okuyoruz. Süphan Dağı, Yıldız Dağı ve civardaki yaylalar ziyaret edilen yerler arasında. Sonraki gidişinde Ahmet Hamdi'yi Cihan Harbi sonrası bir Erzurum karşılıyor. Yıkıntılar arasında hayat her şeye rağmen devam ediyor. Ahmet Hamdi bir ay süren ve Erzurum'u yerle bir eden bir zelzeleye de değiniyor. Hatta bu zelzele, yazarın ilginç eseri Abdullah Efendi'nin Rüyaları'nda da (İbrahim Hakkı) konu ediliyor. Musiki de Erzurum'un öne çıkan özelliklerinden. Yayla Türküsü ve Yemen Türküsü en etkileyici örnekler arasında. Seyahatin dikkat çeken mekânı tepesi uçtuğu için Tepsi Minare diye anılan eski Selçuk Kalesi.

Konya


"Konya bozkırın tam çocuğudur. Onun gibi kendini gizleyen bir güzelliği vardır" diye başlıyor Ahmet Hamdi anlatmaya. Konya'da Selçuklı tarihinden izlerin peşine düşüyor. Konya'da tarih daha ağır basıyor. Sırçalı Medrese ve Karatay Medresesi ziyaret edilen yerlerden. Elbette Konya Mevlânâ ve Şems olmadan düşünülemez. Anlatılanlar arasında Taptuk Emre ve Yunus-Mevlana buluşması da bulunuyor. Musiki burada da önemli, İç Anadolu türküleri es geçilmiyor.

Bursa


"Şimdiye kadar gördüğüm şehirler arasında Bursa kadar muayyen bir devrin malı olan bir başkasını hatırlamıyorum." Bursa, kitabın neredeyse yarısını kaplayan İstanbul'dan hemen önce yer alıyor ve bu bence tesadüf değil. Ahmet Hamdi hayranlığını Evliya Çelebi'nin "ruhaniyetli bir şehir" alıntısıyla pekiştiriyor. Muradiye'den Çekirge'ye giden yolu hatırlıyor. Çocukluğundan beri Bursa'ya birkaç kez gitmiş. Bahar zamanı Bursa'yı süsleyen beyaz güzellikten bahsediyor: "Bu beyaz zafer ve ganimet çiçeği Nilüfer'dir." Orhan Gazi elbette uzun uzadıya anlatılır. İsmail Hakkı Efendi de. Yangınlar maalesef İstanbul gibi Bursa'yı da mahveder.

Çelebi Mehmet Türbesi'nden sonra istikamet Yeşil Camii'dir. Andre Gide "zekânın kemal hâlinde sıhhati" der Yeşil Camii için. "Gide'i İstanbul'da gördüğü her şeye âdeta düşman gözüyle bakmaya sevkeden iyi niyetsizlik Bursa'da çok yumuşar" diye alıntı yapar Ahmet Hamdi. Emir Sultan Türbesi ve Hüdavendigâr Camii de seyahate katmayı düşündüğü yerlerdendir.



İstanbul


Ahmet Hamdi'nin en çok sayfa ayırdığı yer İstanbul. Doğma büyüme İstanbullu olduğum (ve kardeşimle bir İstanbul bloğuna giriştiğimiz) için benim de en çok ilgilendiğim bölüm oldu açıkçası.

"İstanbul, ya hiç sevilmez; yahut çok sevilmiş bir kadın gibi sevilir; yani her haline, her hususiyetine ayrı bir dikkatle çıldırarak." Ahmet Hamdi İstanbul'u böyle tanımlıyor.

Daha önce okuduğum bazı kitaplarda İstanbul'un daha eskilerde bozulmaya başladığı yazılmıştı. Ahmet Hamdi de 1900'lerin başında aynı şeyden şikâyetçi. Bursa gibi İstanbul da yangınlardan çok çekmiş ama nüfus arttıkça şehrin dokusunun bozulmasından çektiği kadar değil. Ahmet Hamdi'nin şikâyet ettiği bir başka konu da şimdi İstanbul'da olsa onu yataklara düşürecek türden:

"İstanbul gittikçe ağaçsız kalıyor. Bu hâl, aramızdan şu veya bu âdetin, geleneğin kaybolmasına benzemez. Gelenekler arkalarından başkaları geldiği için veya kendilerine ihtiyaç kalmadığı için giderler. Fakat Asırlık bir ağacın gitmesi başka bir şeydir. Yerine bir başkası dikilse bile o manzarayı alabilmesi için zaman ister. Alsa da evvelkisi, babalarımızın altında oturdukları zaman kutladığı ağaç olamaz..."

İstanbul'u araştırdığımdan dolayı kaybolan bazı yerler özellikle dikkatimi çekiyor ve okuduğum eserlerde buraların izlerini sürmeye çalışıyorum. Bunlardan biri de Ayazpaşa Mezarlığı. Şanslıyım ki Ahmet Hamdi oradan da bahsediyor.

"Şimdiki Tepebaşı'nın bulunduğu yerden -o zamanki hududu Asmalımescit'ti- tersanenin üstüne doğru sarkan küçük bir mezarlıkla, Ayazpaşa taraflarını kaplayan büyük bir mezarlığın etrafındaki yollarda ecnebiler atlı arabalı, yaya kadınların da katıldığı akşam gezintileri yapıyorlardı."

Ahmet Hamdi André Gide, Lamartine, Dallaway, Gérard de Nerval, Theophile Gautier gibi isimlerin seyahatnamelerinden alıntılarla ve arada Avrupa'dan örneklerle İstanbul anlatısını kendi muhteşem edebi diliyle birleştirerek zenginleştiriyor.

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Beş Şehir'i edebiyat ve seyahat severlerin keyifle okuyabileceği benzersiz bir eser.