Momo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Momo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Boğaziçi'nde bahar...
Bahar temizliği denilince ilk olarak annelerimizin evi dip bucak temizlemesi gelir akla. Bütün yıl temizlik yapılmıştır ama baharda özel bir isim alır. Bayram temizliği bile bahar temizliğini geçemez. Adeta bütün yıla hazırlıktır.

Bahar zamanı doğa da yenilenir ve kendini yılın geri kalanına hazırlar. Julius Sezar tarafından kabul edilen takvim nedeniyle yılbaşını kış aylarında kutluyoruz ama Çinliler gibi bazı toplumlar yılbaşını bahar aylarında kutlar. Doğayla birlikte insanın yeni bir başlangıç yapması daha mantıklı geliyor bana da. Belki de bahar temizliği yeni bir başlangıç senkronize etmemizin bir çabasının alışkanlığa dönüşmüş hali.

Bahar temizliği, hiçbir zaman ev işlerine alıcı gözle bakmadığım için kendimde farklı şekillerde vuku buluyor. Bahar temizliği bende odayı tekrar düzenleyip kullanmadığım eşyalardan tek harekette kurtularak daha ferah bir ortam yaratma ve o zamana kadar ertelediğim planları bir kez daha düşünüp bu sefer hepsini tamamlayacağıma dair kendimi cesaretlendirmem manasına geliyor.

Bahar aylarında güneşin daha fazla aydınlık ve sıcaklık sunması, ancak henüz bunaltmaması insanda bir tazelenme hissi uyandırıyor. Bahar sendromu denen bir rahatsızlık da var gerçi ama kendimi bildim bileli baharda moralimin yükselmek yerine dibe vurduğunu pek hatırlamıyorum. Yine de, yıllar geçtikçe eski coşkumu biraz yitirdiğimi hissetmiyor değilim.

Daha önce gelecek hakkında bu kadar kaygılı değildim ve hayatımın kontrolünü bu kadar kaybettiğimi düşünmüyordum. Ne ülkede olan bitenden haberim var ne ömrümün büyük bölümünü geçirdiğim iş hayatında söz hakkım. Bir yanda göz göre göre özgürlüğümün, iletişim hakkımın ve buna bağlı olarak gelecek planlarımın kısıtlanması, bir yanda kendime ait zamanım için izin almak, hatta dil dökmek zorunda kalmam.

En sevdiğim kitaplardan biri olan Momo canlanıyor gözümde: Dışarıda vakit geçirmeyi seven küçük bir kız, sonra mahalleliyi ele geçiren ve zamanlarını satın alan gri adamlar. Ama baharın verdiği kuvvetten midir bilinmez, aynı romandaki gibi gri adamların mahalleyi terk edeceği ve Momo'nun eski keyifli yaşamına kavuştuğu sona ulaşacağıma dair hala umudum var....

Bahar Temizliği

by on 07:32:00
Boğaziçi'nde bahar... Bahar temizliği denilince ilk olarak annelerimizin evi dip bucak temizlemesi gelir akla. Bütün yıl temizlik y...
Küçük bir kız düşünün; kimilerine göre sekiz, kimilerine göre on iki yaşında. Bir ailesi, yeri yurdu yok. Sahip olma hırsına sahip değil, terk edilmiş bir tiyatroda bir oyukta yaşıyor. Orada yaşayanlar doyuruyor kızın karnını. Seviyorlar Momo’yu, çünkü Momo gerçek bir insan. Ve hepsinden ötesi eşi benzeri bulunmaz bir dinleyici. İnsanların dertlerine konuşarak değil, dinleyerek çözüm buluyor. Herkes mutlu mesut, arkadaşlarıyla güzel vakit geçirmekte. Ama tabii ki bu böyle sürüp gitmez. “Duman adamlar”, kentlerden sonra bu küçücük yere sayfiye amaçlı gelmiyorlar. Bu insanları hayatlarını boşa harcadıklarını söyleyip kandırarak onların zamanlarını çalmak peşindeler. Çok geçmeden ahali onların zaman tasarrufu yalanlarına kanıp daha çok çalışma ve para kazanma hevesiyle arkadaşlarıyla vakit geçirmez olur. Buna en çok üzülense Momo olur haliyle. “Duman adamlar” Momo’yu da kandırabilecekler midir? Yoksa Momo tek başına ya da belki de umulmadık bir yardımla karşı koymaya çalışacak mıdır?

Michael Ende’nin bu eserini çocuk kitapları kategorisiyle sınırlamak büyük bir haksızlık olur. Kitabın anlattığı konu pek çok değme profesörün dahi üzerine kafa patlattığı bir şeydir aslında: Kapitalizme karşı çıkış. Ama Michael Ende bunu tumturaklı terimlerle yapmaz, fantastik bir öyküye çevirir. Hem de öyle akıcı ve samimi bir öykü olur ki bir başladığınızı, bir de bitirdiğinizi fark edersiniz. Momo’nun içinden beğendiğim unsurları aktarmak istemem. Zira kitabın içinde o kadar çok hoşuma giden öğe var ki bir başlarsam kitabın tamamını anlatmış olmaktan korkarım. Ancak şunu söylemeliyim ki Momo boyunu hayliyle aşan bir işe girişiyor.

Üniversitede, Sosyal ve Politik Felsefe dersinde öğretim görevlisi bize şu anda kafamıza göktaşı düşebileceğine inanıp inanmadığımızı sordu. Hemen hepimiz “Evet,” dedik. “Peki ya kapitalizmin yıkılması?” diye devam etti. Sınıftan mırıltılar yükseldi ve ortak cevap “Hayır,” oldu. Öğretim görevlisi bu yanıtı beklediğini ve çoğu kişinin böyle düşündüğünü belirtti. Halbuki dünya tarihinde göktaşı düşmesinden çok rejim değişikliği yaşanmıştı. Ona göre, insanlar bu sistem karşısında kendilerini çaresiz hissediyorlar ve artık bir değişimin imkânsız olduğunu düşünüyorlardı.

İşte Momo da tam bu yüzden önemli. Naif bir dille küçücük bir kızın bile tepkisini ortaya koyabileceğini, değişiklik yapma gücüne sahip olduğunu gösteriyor. Momo belki de şöyle haykırıyor: “Haydi, kendi elinizle teslim ettiğiniz zamanınızı almanın tam sırası!”