28 days later etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 days later etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yapay zekaya farklı bir bakış açısı sunduğu gerekçesiyle hakkında epey övgü duyduğum Ex Machina'yı sonunda izledim. Ters köşeleri olan sürükleyici bir film çıktı ama yapay zekaya kökten farklı bakış pek yok gibi. (O farklı bakış bence Neill Blomkamp'ta var.) Yönetmeni, pek beğendiğim 28 Days Later'ın ve hiç beğenmediğim Dredd'in de yönetmenliğini yapan Alex Garland.

Sürprizbozanlarla devam.

Genç ve saf bir programcı olan Caleb, çığır açacak bir yapay zeka deneyi için seçiliyor. Hoplaya zıplaya deneyin olacağı yere gidiyor. Oradaki binada acayip hal ve hareketleri olan Nathan'la tanışıyor. Daha sonra Nathan onun bir Turing testine tabi tutulacağını söylüyor: Yapay zekayla vakit geçirerek gerçekçi olup olmadığına karar verecek. Kararına göre de yapay zekalı robot Ava'nın çöpe atılıp atılmayacağı ortaya çıkacak.

Ava, oldukça dişi hatlara sahip bir robot. Evin içinde dolaşan seksi hizmetçi de robot. Daha sonra Nathan'ın dolaplarından çıkacak ıskarta robotların da hepsi dişi. Nathan kafamızda sapık bir ayyaş olarak yer ediyor. Yönetmen, robot da olsa kadının fendi erkeği yendi mesajını veriyor gibi. Ava ince ince Caleb'i işliyor. Ailesi, sevgilisi ve sosyal hayatı olmayan Caleb, Ava'ya inanıyor. Gerçi Nathan da öyle bir tip ki Ava'nın tarafı tutulmayacak gibi değil.

Filmde hoşuma giden yön, robot haklarını ve bilimsel etiği sorgulatması oldu. Yapay zekalı robotlar kendi isteği dışında icat edilmiş ve yine kendi isteği dışında deneylere tabi tutuluyor. İşe yaramayacak durumda olanlarınsa "yaşama" hakkı ellerinden alınıyor ve ıskartaya ayrılıyorlar. Bir de Nathan'ın onları cinsel istismar amaçlı kullanması var. Bu durumda Nathan'ı mı,  katakulli ile kaçmaya çalışan Ava'yı mı, aşk çocuğu olan yalnız Caleb mi suçlu? Belki hepsi, belki hiçbiri.

Beğendiğim başka bir ayrıntı da Caleb'in bir ara kendinin yapay zeka olduğundan şüphelenip ayna karşısında kendini kesmesi ve gerçek kan gördüğünde içinin rahatlaması. Ava kendini kurtarıp Caleb'i içeride kilitli bırakmasaydı iyiydi. Ava, insanların arasında artık. Devam filmi kokusu alıyorum ya hayrolsun.

Not: Şu videoyu izleyip filmin adını kendi içinizde tekrar etmeyi deneyin. Dilinize dolanırsa sorumlusu ben değilim (ex machina, ex machina):


Bir zombi, bir de vampir filmlerinin ekmeği hep yendi, bundan sonra da muhtemelen yenecek. Ama 28 Days Later (28 Gün Sonra) büyük ihtimalle aradan sıyrılan bir yapım olarak kalacak. (İngiliz yapımı olmasından yırtıyor. Amerikan yapımı devam filmi 28 Weeks Later konusunda şüphelerim var ama önce izlemek lazım.)

Cilian Murphy baş rolde ve özellikle ilerleyen dakikalarda ipi göğüslüyor. Naomi Harris falan da iyi oynamasına rağmen Jim rolündeki Cilian'ın gölgesinde kalıyor. Eh, Jim'in mazlum bir elemandan psikopatın tekine dönüşmesini geçmek kolay iş değil.

Sakız gibi sündükçe sünen Walking Dead dizisi bu filmin ekmeğini epey yemiş, özellikle ilk sezonlarında. (İkinci sezonun dördüncü bölümüne kadar dayanabilmiştim.) Jim'in hastanede olan bitenden habersiz halde uyanması, olayları yavaş yavaş öğrenmesi, yolda birileriyle karşılaşması, iki kişiyle tanışsa birinin telef olması vb. Zaten bütün zombi filmleri aynı şekilde başlıyor. Bir virüs var, kontrol altına almaya çalışan biri var, onu dinlemeyen birkaç sivri zeka var, sonra bakmışsınız hooop dünya boka batmış.

Haydi vampir gayet karizmatik ve zeki bir yaratık da şu ağır hareket eden, hali hazırda ölü ve saman kafalı zombiler dünyayı nasıl ele geçiriyor aklım almıyor. Gerçi World War Z'de birileri akıl edip bu zombileri hızlandırmıştı. Yine de vampirlerin tırnağı olamazlar ya neyse...

Bu filmi diğer zombi filmlerinin yanında izlenebilir kılan şey galiba iyi baş rol oyuncusu ve iyi çekimler. Kaç kere pişirilip önüme sunulduğunu unuttuğum bu konuda bile gerginlik yaratmayı başarıyor. Duygu yoksunu bir insan olarak daha iki gün önce tanışılan insanlar için canını veresiye tehlikelere atılmanın manasını çözemiyorum ama herhalde bir avuç insanın kaldığı bir ortamda birlik beraberlik önem kazanacaktır. (İstanbullu bir senarist tarafından yazılsa "Oh be, sonunda kafamı dinleyebileceğim" diye bir replik olur muhtemelen.)

Cilian Murphy, filmdeki adıyla Jim, zinde olanın hayatta kalması ilkesinin karşılığı. Başta cılız, hastalıklı ve korkak bir tipken cinnet getirerek daha güçlü, daha cesur, hatta tam psikopat bir tipe evriliyor. Tabii ki böyle olunca İngiltere'nin numunelik hayatta kalanlarından oluyor ve o karmaşada edindiği kız arkadaş ve çocukla birlikte yaşayanları almak için dolanan Amerikan helikopterlerine kendini göstermeyi başarıyor. Kriz anında zekanın açılmasının da güzel bir örneği.

Gayet izlenebilir olan bu filmden sonra haftalık Amerikan versiyonu nasıl gidecek, göreceğim.

Not: 28 Week Later'ı da izledim ve yorumum: Amerikalılar devam filmi çekmesin! Ayrıca Jeremy Renner'da ne var da bu kadar filmde rol kapabiliyor?

Not 2: Çekmeyin diyorum, hala çekiyorlar. 28 Months Later da yoldaymış.