İnsanın Doğaya Mimari Müdahale Hakkı Var mı? Jurassic Park ve Mimarinin Etiği (Deneme)



Bu yazıyı kaleme almaya başladığım sıralarda, Barselona’da turistlere karşı düzenlenen eylemlere dair bir haber yayımlandı. Bilinçsiz turistlerin geride bıraktığı dertlerle uğraşmak istemediklerini dile getiren Barselona halkı “Barselona satılık değildir” ve benzeri pankartlarla boy gösterdi. Gelip geçici turistler bir yana, buradaki evleri kiralayan turistler kira seviyelerini yükselttiği için Barselonalılar oturacak ev bulmakta da zorlanmakta. Tibidabo veya Montjuic tepelerinden Barselona’ya bakıldığında gözler önüne serilen müthiş düzenli şehir planlamasını, Park Guell ve La Sagrada Familia gibi asimetrik Gaudi harikalarını görmeye gelen turistleri suçlayabilir miyiz?

GİRİŞ

Söz konusu insanlar olunca hoşnutsuz taraftan itirazları duymak ve savunmalarına tanık olmak mümkün. Ama insanlar gibi tepki koyamayan hayvanlar ile bitkiler bu kadar şanslı değil ve maalesef insanlara karşı oldukça savunmasız. (En azından Maymunlar Cehennemi’ndeki gibi bir Caesar ortaya çıkana kadar.) 
Jurassic Park’a gelelim. Bir grup bilim insanı, bilimsel dehalarını, çılgın bir girişimcinin bulduğu yatırımlar aracılığıyla, yüzyıllar önce nesilleri tükenmiş dinozorları diriltmek için kullanır. Bu da yetmezmiş gibi, yatırımları bulan girişimci onları, Kosta Rika açıklarında bir adada, daha önce el değememiş doğanın ortasına kurulmuş bir parkta ücret karşılığında sergilemek ister. Sonra parkta işler sarpa sarınca orada görevli bir avuç insanın çoğu “korkunç” olan bu dinozorlardan kaçmalarını soluksuz izleriz. 
Ama o insanların en azından bir kısmının “vahşi” dinozorlardan kaçabilmesine (ve işleri asıl karıştıran adamın kaçamamasına) sevinmeden önce şu soruyu sormamız gerekmez mi: İnsanın doğaya mimari müdahale hakkı var mı?

MİMARİNİN ETİĞİ NEDİR?

Etik, başka bir deyişle ahlak felsefesi, doğru ve yanlış davranış kavramlarını sistemleştirmeyi, savunmayı ve önermeyi içeren bir felsefe dalıdır. Mimarinin etiği de mimaride hangi davranışların toplumsal, ekonomik, kültürel veya politik açılardan doğru ya da yanlış olabileceğini değerlendirir. Bazı insanlar etiğin bir tür “genel ahlak” dayatma çabası içinde olduğunu savunarak onu reddeder. Bu kişiler için etik görecelidir. Mimari etik anlayışı da etiğin sınırlarının ne kadar olması gerektiğini düşünmemizle doğru orantılı. Daha güzel görünen ve sağlam evler inşa etmek için fakir bir mahalleyi tamamen boşaltıp kentsel dönüşüme sokmak etik midir? (Ayrılmak zorunda bırakılanların geri yerleştirilmesi ya da yerleştirilmemesine göre cevabınız değişebilir.) Muhteşem bir deniz manzaralı bir ormanın ortasına şık bir otel inşa etmek etik midir? Peki, ya müze? Belki bir verem hastanesi?
Mimarinin etik sorumluluğu elbette sadece mimarların üstüne yıkılmamalı. Bir mimari eseri tasarlayanlar dışında uygulayanlar ve o uygulamaya izin verenler de mimarinin parçasıdır; fakat genel çizgiden, insandan, bilhassa güç sahibi insandan devam edelim. Bu insan hangi ölçüde inşa edebilir, etmelidir? 

JURASSIC PARK, HAYVANAT BAHÇELERİ VE TURİSTLER

Jurassic Park, sadece dinozorları sergileyen ama çeşitlilik konusunda sıkıntı çekmeyen muazzam bir hayvanat bahçesi. Bütün dinozorlar türlerine göre özel olarak kafeslenmiş. Dinozor aleminin kısa kollu ama acımasız üyesi T-Rex’ten bile bir örnek var. Boyut olarak küçük olan ama hızlı hareket edebilen ve hızlı öğrenebilen velociraptor’lardan da iki tane. Etobur olanlar uzaktan besleniyor. Otobur dinozorlar ise saldırgan değil, hatta görevli bilim insanları hasta bir triceratops’u başını okşayabiliyor. Park, davet edilen uzmanların onayından geçerse insanlara da açılacak ve birçok kişi dinozorları görme fırsatı elde edecek. (Hatta fiyatları pahalı bulanlar için halk günü bile düzenlenecek.)
İnsanın bu kadar ilerlemesini sağlayanın merak olduğunu kabul etmek lazım. Bu merak uğruna göze alınan şeyler elbette tartışmalı ve zaten diğer etik dalları bunları tartışıyor. Mimari düzeyde kalalım. Birincisi, dinozorların orada olması etik mi? Hayvanat bahçesindeki hayvanlar henüz soyu tamamen tükenmemiş hayvanlar. Hayvanat bahçelerini savunanlarda da genelde “koruma altına alma” kozunu ortaya koyar. Dinozorlarda ise durum farklı. Onların nesline göktaşıyla sekte vurulmuş, sağ kalmayı başaranları daha küçük hayvanlara evrilmiş. (Bunun daha geniş bir savunmasını ileride Malcolm karakteri yapacak.) İkincisi, insanların onları görmesi etik mi, daha doğrusu insanlar onları birebir görsün diye onları sahte bir ortama hapsetmek etik mi? Herkesin safariye çıkacak hali yok, üstelik bir canlıyı kendi gözlerinizle görmek belgeselde izlemekten daha etkileyici bir deneyim. Ama hayvanlara çektirilen eziyete ve Jurassic Park durumunda, el değmemiş doğaya yapılan müdahaleye değer mi?
Çok uzağa gitmeyelim; 1800’lerin sonları ve 1900’lerin başı. O zamanlar Avrupa’da, kolonilerden getirilen insanların sergilendiği insanat bahçeleri vardı. Afrikalı, Pigme, Aborjin, Kızılderili kadın, erkek ve çocuklar. Tutsak olarak getirilip bir kafes ardında konan bu insanlar para karşılığında sergileniyordu. Fransa ve Belçika gibi Avrupa ülkelerini Kuzey Amerika da takip etti. İnsanlar, aynı hayvanat bahçelerindeki gibi, normal şartlar altında görmelerinin mümkün olmadığı, güya onlardan daha az gelişmiş insanları görmeye gidiyorlardı. İnsan hakları savunucuları uzun süre mücadele verdikten sonra başarıya ulaştı ve insanat bahçeleri yavaş yavaş azaldı. En sonuncusu ise Belçika’da oldukça yakın sayılabilecek 1958 tarihinde düzenlendi ve bitti. Ne var ki, o bahçelerden kurtulan insanlar için hayat asla eskisi gibi olmadı. 
Hayvanat bahçelerinin daha geri planda kalması, daha meşru görülmesi acaba sergilediklerinin insan olmamasından mı kaynaklanıyor? İnsanat bahçelerinin kapanma süreci ve günümüzde de hayvanat bahçelerini kapatma kararı alan ülkeler göz önünde bulundurulduğunda belki yine böyle bir sürecin içindeyizdir, bunu zaman gösterecek. Fakat Jurassic Park, göz boyayan görkemiyle adeta bu olası sürece çomak sokmak için inşa edilmiş. Parkın içini siz yorulmadan gezdiren, rayda giden, sürücüsüz, dokunmatik ekranlı cipler bile var: Geleneksel, sıkıcı hayvanat bahçelerine ihtiyacınız yok çünkü biz daha iyisini yaptık! 

JURASSIC PARK’IN MİMARİ ETİK AÇISINDAN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ 

Jurassic Parkbir film olarak kendinden bekleneni tamamen veriyor: muhteşem bir seyirlik. Onu salt bir Hollywood yapımı olarak bir kenara koymak haksızlık olur çünkü bize gelecekteki bir ihtimali göstermesi açısından aslında ufuk açıcı bir yönü de var. “Mimarideki etik hakların ve sorumluluklar genelde şimdiyle veya geçmişle ilişkili olarak ele alınır. Bu cihetle, etik açıdan sorumlu bir tarzda tasarım yapma ve inşa etme ya da geçmiş mimari nesneleri koruma yükümlülüklerinden bahsederiz. Geleceğe odaklanan yükümlülükler de vardır. Sürdürülebilir tasarım, bugün tasarlayıp inşa ettiklerimize odaklansa bile ileriye bakar. Gelecek mimari nesnelere ilişkin yeni etik meseleler ortaya çıkabilir.” (“Philosophy of Architecture”, kendi çevirim.) Ne var ki, burada bir ayrımla daha karşı karşıya kalırız.
Dikkat ettiyseniz yazıda hep insan mimarisinden bahsedildi. Hayvanat ve insanat bahçesi mevzusundaki gibi burada da önceliği insanlara verdik aslında. Halbuki biz insanlar nasıl genel bir doğanın nasıl parçasıysak mimarimiz de aynı şekilde doğanın bir parçası olmalı. Sürdürülebilir bir tasarımla yapılar inşa etmek istiyorsak “yerleşme düzenleri, bireysel yapılar ve topluluk yapıları dahil insan ortamlarını ekoloji, hayvan davranışı ve evrim açısından” (“Philosophy of Architecture”, kendi çevirim) değerlendirmemiz gerekir. “Bu hamleye direnmenin bir yolu, estetik odağa yönelip amaçlılığı referans göstererek insan mimarisini özellikle bir insan girişimi ve yaratımı olarak tanımlamaktır. Fakat bu, böyle amaç taşımayan hayvan mimarların daha geniş anlatısındaki o çıkıntıya [insana], dikkate değer bir tasarım amacına sahip olan bilhassa becerikli o hayvan mimarına ilişkin sorunun nasıl açıklanacağının erken davranıp önüne geçer” (“Philosophy of Architecture”, kendi çevirim). Özetlemek ve açıklamak gerekirse, sürdürülebilir bir tasarım için, insanın kendinin de bir hayvan olduğunu unutmaması ve hayvanlara yukarıdan bakmayı bırakması gerekir.
Jurassic Park’ta bu yukarıdan bakmaya hoş biçimde değinen iki sahne var. Birincisi, davet edilen bilim insanlarının dinozor yumurtaları üzerine çalışan bilim insanlarıyla karşılaşması. Dinozorlar, parkla alakasız steril bir tesiste sadece dişi olarak “üretilmektedir”. Burada matematikçi Malcolm, bunu nasıl garantiye aldıklarını sorar. Dinozorların kayıp DNA halkası bir kurbağa türüyle tamamlanmaktadır ve embriyolar erkeklik hormonundan mahrum bırakılmaktadır. Bunun üstüne Malcolm ileride haklı çıkacak şu sözleri söyler: “Bu işi böyle kontrol etmeniz imkansız. Evrim bize yaşamın kontrol altına alınamayacağını öğretti. Yaşam engel tanımaz. Yeni alanlara açılır. Acı çekmek pahasına, tehlikeli de olsa engelleri aşar.” Gerçekten de Grant ve Ellie parkın içinde yumurta bulur çünkü genlerini kullandıkları kurbağa şartlara göre iki cinsiyetin rolünü üstlenebilen bir türdür.
Filmin şüphecisi Malcolm bununla kalmaz: “Doğa karşısında kendinizi bu kadar üstün görmeniz beni çok şaşırttı. ... Burada yaptığın şeyin ne kadar tehlikeli olduğunu görmüyor musun? Genetik yeryüzündeki en müthiş güç. Babasının silahını bulmuş bir çocuk gibi davranıyorsun. ... Bilimsel gücü kullanırken hangi sorunla karşılaşacağını söyleyeyim sana. Bu düzeye ulaşman için hiçbir disiplin gerekmemiş. Başkalarının yaptıklarını okuyup sonraki adımını öyle atmışsın. Bilgiyi kendin elde etmemişsin. Bu yüzden de herhangi bir sorumluluğun yok. İstediğini hemen elde etmek için sırtını dâhilere dayamışsın. Daha elinde ne olduğunu bilmeden patentini alıp paketlemişsin. Şimdi de poşetlerde satıyorsun. ... bilim insanlarınız yaptıkları şeyle o kadar meşgulmüş ki bu işin gerekliliğini hiç düşünmemişler.” Mekanın girişimcisi Hammond, “Akbabalar için bunları söylemezdin” diye savunmaya geçince bu yazıyla paralel bir karşılık gelmekte gecikmez: “Burada ağaçlar kesildiği için veya baraj yapıldığı için yok olan türlerden bahsetmiyoruz. Dinozorlar haklarını kullandı ve doğa nesillerinin tükenmesine karar verdi.” Geri kafalı olmakla suçlanınca da devam eder: “Bu keşfin nesi müthiş? İncelediği şeye zarar veren vahşi ve müdahaleci bir hareket. Senin keşif dediğin şeye ben doğal dünyaya tecavüz derim.” Diğer bilim insanlarından da Malcolm’a destek gelir. Ellie “Soyu tükenmiş bir ekosistem hakkında ne bilebilirsiniz ki? Bunu kontrol altında tutabileceğinize nasıl inanırsınız? Bu binada zehirli bitkiler de var. Onları güzel göründükleri için koymuşsunuz. Ama dışarıdakiler hangi çağda olduklarını bilmeyen yabani canlılar. Kendilerini koruyacaklardır, gerekirse vahşi biçimde” der. Grant da “Dünya o kadar değişti ki onu yakalamak için koşuşturup duruyoruz. Hemen bir sonuca varmak istemiyorum ama dinozorlar ve insanlar aralarında 65 milyon yıllık bir evrim olan iki tür. Şimdi birden karşı karşıya geldiler. Neler olabileceğine dair en ufak bir fikrimiz nasıl olabilir?” diye fikrini beyan eder. Bu tartışmayı, sadece bilimin etiği değil mimarinin etiği bağlamında da okumak mümkün.


SONUÇ

Jurassic Park’ı asıl korkunç kılan şey, işlerin yolunda gitmemesi ve insanların tamamen korunaklı olduklarını düşündükleri yerlerde dinozorlar tarafından saldırıya uğraması. Aslında, film klişe bir şekilde “İnsanlar bunları yapabilir ama doğayı tamamen kontrol edecek kadar de mükemmel değildir” der. İnsanı ne kadar çaresiz göstermeye çalışsa da aslında yine yukarıdan bir insan bakışı sunar. İnsanlar parkı olması gerektiği gibi inşa etmiştir ama formülleri para karşılığı dışarı kaçırmak isteyen yazılımcının elektriği kesmesi sonucu kontrolü kaybederler ve hafife aldıkları dinozorlar bu fırsattan yararlanıp kaçar. Kaçan etobur dinozorlar doğaları gereği yapmaları gereken şeyi yapar ve avlanmaya başlar. Bu dinozorlara daha uygun bir tesis inşa etmek mümkün olabilir miydi?
Thomas Nagel, “Bir yarasa olmak nasıl bir şeydir?” makalesinde yarasanın tavanda baş aşağı durduğunu hayal edebileceğimizi ama bunun yarasa olmakla ilgili fikir vermeyeceğini ileri sürer. Aynı şekilde, onun gibi baş aşağı asılı dursak bile, bizim anlayışımız ve algılarımız onunkilerden farklı olduğu için yine yarasa olmanın ne olduğunu anlayamayız. Mimari etikte de benzer bir döngünün içerisindeyiz. Ne kadar doğayı düşünen mimari yapılar üretsek de onu iyi ihtimalle birkaç hayvana bile uydurmamız mümkün olmayabilir. Ama bu, elimiz kolumuz bağlı demek de değil. Kişisel ve kitlesel olarak sorumlu davranmak ve kendilerini insan gibi ifade edemeyen canlılar adına karar vermekte acele etmemek durumu daha iyileştirecektir.
Kişisel bir deneyimle yazıya noktayı koymak isterim: Jurassic Parkbenim sinemada izlediğim ilk film. Dokuz yaşımda, en ön sırada, dinozorların üstüme koşmasına korkuyla karışık hayran olurken aklıma parkın meşruiyeti elbette gelmemişti. Filmi seyrettikten yıllar sonra, kendi irademle tek bir hayvanat bahçesine gittim, o da Avrupa’nın en iyilerinden olduğu söylenen Zürih Hayvanat Bahçesi’ydi. Birkaç filin dar bir alanda dip dibe durduğunu ve koca bir kaplanın camekanın arkasında volta attığını gördükten sonra “En iyisi buysa...” diye düşündüm, bir daha hayvanat bahçelerine gitmeme kararı aldım. Jurassic Park açılsa gider miydim? Merakım beni “evet”, en iyi ihtimalle “belki” demeye zorlarken vicdanım “hayır” diyor. Peki, siz gider miydiniz?

* Sinema ve Mimarlık kitabı için yazılmıştır.

** Bu yazı 2017 yılının temmuz ayında yazıldı. 2018 yılının haziran ayında çıkan Jurassic World: The Fallen Kingdom filmi, konuya tam bu noktadan yaklaşmış.

Kaynakça
-      Jurassic Park, yön. Steven Spielberg, Sam Neill, Laura Dern, Jeff Goldblum, 1993.
-      “Philosophy of Architecture”, Saul Fisher, Stanford Encyclopedia of Philosophy(online), 2015.
-      Architectural Reflections: Studies in the Philosophy and Practice of Architecture, Colin St John Wilson, Butterworth-Heinemann, 1988. 

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.