Juan of the Dead: Zombi Filmlerinin Ağır Roman'ı


Zombi filmlerini bir düşünün: Kasları boğum boğum bir Amerikalı dünyayı kurtarmayı kendine görev edinir. Yanında bir tane afet, birkaç tane de bilim insanı. Elit elit koşuştururlar etrafta çünkü "kahraman" olmak bunu gerektirir. Hepsi seçilmiş, mükemmel insanlardır. Sonunda birkaç Amerikalı dünyayı kurtarır ve hepimizin içi rahatlar. Amerika'nın zombisi de ahestedir ama son yıllarda World World Z koşan ve tırmanan zombileri akıl etti. Ne var ki, onda da formül bozulmuyor. Brad Pitt lepiska saçlarıyla dünyayı kurtarıyor.

Daha En Baştan Farklı


Juan of the Dead'in farklılığı ilk olarak Küba yapımı olması, Havana'da İspanyolca çekilmesiyle başlıyor. Sonra da karakterlerde. Ne Juan ne de kankası Lazaro, Hollywood'un cilalanmış tiplerinden değil. Aylak aylak geziniyorlar, günü kurtarıyorlar. (Sürprizbozanlar gelebilir, dikkat.) Daha ilk sahneden bir yenilik daha var. Bunların zombileri yüzebiliyor da. Ayrıca hızlısı da var, yavaşı da. Meteliğe kurşun atan karakterlerimizin ne ağır silahları ne de kaçabilecekleri bir helikopterleri var. O yüzden mücadele etmeyi seçiyorlar. Yine de dünyayı kurtarma havalarında değiller. Mahalledekileri bile zaten manyak bunlar deyip sallıyorlar. Ayrıca etraftan toplanacak nevale arasında ilk sırada rom var. Zombi ve kıyamet hikayesini kurdukları zemin çok daha inandırıcı.

Juan, dört arkadaşı (kankası Lazaro sapık, genç Vladi Kaliforniya hayallerinde, travesti La China, kan görünce bayılan devasa El Primo), bir de Juan'ın güzel kızı Camila zombileri alt etmek için bir ekip kuruyorlar. "Ölülerin Juan'ı: Sevdiklerinizi Öldürelim" yazan bir ilana telefon numarası da koyuyorlar. Bu hizmet bedava değil elbette; zombisinin öldürülmesini isteyen parasını da verecek. Hayır işi yok, gayet ticaret. Parayı veremeden ölen olursa üstünü başını, evini araştırıp para arıyorlar, boş dönmüyorlar.

Adeta Türkiye, Adeta İstanbul


Bununla birlikte, filmde hiç yabancılık çekmeyeceğiniz birçok ayrıntı var. Vladi dünya yanarken turist zombilerden (özellikle yaşlı ve yavaş olanlarından) fotoğraf makinesi, marka güneş gözlüğü ne varsa toplayıp ilerliyor. Havana'nın güzel kıyıları devasa gökdelenlerle dolmuş, arka taraflar güneşi bile göremiyor. (En uzun gökdelenin yıkılıp günbatımını açığa çıkarmasıyla ben de Juan ve Lazaro gibi derin bir oh çektim.)

Benzerlikler bunlarla da bitmiyor. Televizyonda sürekli gördüğümüz spiker, zombi istilasını "sistem karşıtları saldırdı, muhalifler atağa geçti" diye haber yapıyor. (Türkiye'de olsa... dememe gerek var mı bilmiyorum.) Karakterlerimiz zombilerin zombi olduğunu bilmiyor (vampir, şeytan çıkarma, bildikleri bütün yöntemlerini denedikleri sahneyi sindire sindire izlemenizi tavsiye ederim), o yüzden gaza gelen Lazaro TV'den duyduğu kadarıyla "muhalifleri" öldürüyor. Ayrıca Juan'ı oynayan Alexis Diaz de Villegas'ın yerine Mustafa Uğurlu oynasa, (özellikle sonda Lazaro'nun öleceğini düşünüp Juan'ı ona aşık olduğunu söylediği ve gitmeden kendinden bir kuple almaya ikna ettiği sahnede) "Ama arkadaşlar iyidir" dese zerre sırıtmaz. Mekan olarak da denizi hesaba katmazsak Tarlabaşı, hesaba katarsak da Balat ideal bence.

Filmin daha nesini anlatsam şaşırdım. Yazarken bile aklıma geldikçe gülüyorum. Bir otelde grup seks yapan İspanyolların toplu halde zombi olması ve otelde elektrik kesilince elemanların karanlıkta zombilerin gelişine vurması da kayda değer sahnelerden. Filmde bir Amerikalı da var. Çılgın arabasıyla gelip anti-kahramanlarımızı toplu bir zombi saldırısından tek hamlede kurtarıyor. Havalı İngilizcesiyle dünyayı kurtaracak planını anlatmaya hazırlanıyor. Ama bir sorun var: Karakterlerimizin hiçbiri İngilizce bilmiyor. Who are you, how are you, iki üç cümlede Juan "Benim İngilizcem bitti" diyor. Neyse el kol hareketlerinden anlaşırlar derken Lazaro filmin başından beri yaptığı üzere elindeki zıpkının kontrolünü kaybedip Amerikalıyı vuruyor. Plan da yalan oluyor haliyle.

Ama Final?


Film hakkında birkaç yazı okudum. Siyasi göndermeler olduğu söylenmiş. Onları maalesef ben ayırt edemedim ama bu haliyle de gayet doyurucu bir film. Sadece en sonunda anti-kahraman haliyle gayet sevimli olan Juan'ın birden kahraman edalarına bürünmesini çözemedim. Belki onda da tam anlamadığım bir ayrıntı vardır. Amerikalı'dan sonra suda da gidebilen "amfibi" bir araç yaparlar ama Juan küçük bir çocuğun imdat çağrısını duyunca onu kurtarmaya koşar ve "siz gidin, ben arkadan gelirim" der. Çocuğu kurtarıp araca bindirir. Kendi geride kalır, suyun içinde final konuşmasını yapar. "Başımın çaresine bakarım" falan filan. Bu arada suyun dibi de zombi doluydu, ne ara kayboldular acaba? Neyse, derinde değil kıyıda deyip geçeyim.

Filmin başından beri gösterilen Juan'ın kendini araca sıkıştırmasını beklerdim, zaten La Chino ve El Primo da çoktan zombi olmuştu. Belki de "bir baltaya sap olamadın" diye kendisini azarlayan kızına layık bir baba olmak istemiştir son anda. Juan kıyıya çıkıp yığınla zombiyi üstüne çektiği sırada film animasyona dönüşür ve Juan "bir kahraman" gibi dövüşür. Amerika yollarına düşen ekibin de geri dönüp dövüşe katıldığını görürüz.

Hollywood'dan sıkılan, post apokaliptik film seven (az ama öz efektler hiç fena değil) ve kafa dağıtmak isteyenler için gayet keyifli bir doksan dakika vaat eden bir film Juan of the Dead. Tabii El Primo gibi kandan ve kopan uzuvlardan etkileniyorsanız izlemeniz zor olabilir. Bitirmeden, filmin adının, yine eleştirel bir zombi yapımı olan, İngiltere menşeeli Shaun of the Dead'e gönderme olduğunu ve Night of the Living Dead gibi klasiklere selam verdiğini de belirteyim.

Hiç yorum yok: