Yaşar Kemal'den Geriye...

Birdman filminin arasında telefona Twitter'dan bir bildirim geldi: #YasarKemal. Kötü haberi hissedersiniz de açmak istemezsiniz ya... Riggan içi boşalan büyük yapımların arasından kendine yer bulamayan kanadı kırık bir kuş gibi dolaşırken edebiyatımızın, gerçek edebiyatın çınarlarından biri devrilmişti.

Yoğun bakıma alındığı günden beri doktoru da hiç umutlu konuşmamıştı. Ne mutlu ki onu tanıdık ve ardında onu unutturmayacak birçok büyük eser bıraktı. Yaşar Kemal uzmanı değilim, ahkam kesecek kadar kitabını da okumadım. Sadece, vefatından sonra bende kalan anılarını düşünüyorum.

Yaşar Kemal'le, onun o olduğunu bilmediğim bir zamanda tanıştım. Annemden kalan kitaplardan biri Ağrı Dağı Efsanesi'ydi. Bir efsanede olması gereken fantastik kurgu ve güçlü diliyle beni etkilemişti ama daha küçüktüm o sıralarda.

Asıl okuma listemi toparlamaya başladığım üniversite yıllarında İnce Memed serisini aldım ve bir dönem arasında dört cildi de arka arkaya okudum. Çukurova "Heyye!" deyişi dilime yerleşti. Ayrıca, düşünce açısından da benim için dönüm noktası oldu: Ağaya başkaldıran ve dağa çıkıp eşkıya olan İnce Memed düpedüz haklıydı.

Bir de Ağıtlar kitabı var... Bu bir kurgu değil, Çukurova ve Adana bölgesindeki ağıtlardan bir derleme. Belki bugün o ağıtlardan bazıları onun için söyleniyor...

Kendisini iki kere de uzaktan görebilmiştim. Biri Sait Faik Öykü Ödülü'nde. Biri 2009 yılında Feryal Tilmaç'ın ödül aldığı tören, diğeri de 2010 yılında Aslı Erdoğan'ın ödül aldığı tören. Arka sıralardaydım, hayal meyal. Feryal Tilmaç'ın gözyaşlarına boğulduğunu hatırlıyorum.

Geriye kalan anılar ve kocaman bir külliyat...

Hiç yorum yok: