İtalya Seyahati: Film Ayağına Tatili Bedavaya Getirmek

Seyahatnameler ve yılbaşı tatili derken içinde başka ülkeler geçen filmler de dikkatimi çekmeye başladı. İtalya Seyahati (The Trip to Italy) sırf adından ve afişinden bile kalpleri kazanan 2014 yapımı bir film.

Müthiş bir yapım veya izlenmezse çok şey kaçıracağınız bir film değil. Ama günlük seyirde ilerleyen film İtalya'yı iliklerinize kadar hissettiriyor. 2010 yılında The Trip filminde Londra'yı gezmiş bu ikili. Bu film de onun İtalya ayağı gibi.

The Observer'ın İtalyan yemekleriyle ilgili bir yazı dizisi istemesinin üzerine iki kafadar yola koyulur. Bu yolda sadece yemek ve manzaralar değil orta yaşlı iki adamın kadınların ilgisinin ve teklif edilen işlerin azalmasının hayal kırıklığı da var. Ama oldukça eğlenceli tipler oldukları için depresif bir hava yaratmıyorlar.

Filmle ilgili eleştirilere baktığımda düşük puan veren çoğu "ego yolculuğu" diye yorum yapmışlar. Yoruma katılıyorum ama olumlu yönde. Film genel olarak bedava gelmiş gibi de duruyor. Sanki bu adamlar İtalya'nın en güzel yerlerinde tatil yapmak için film çekelim demişler, mekanlar da reklamları olsun diye onları buyur etmişler. İzlerken resmen içiniz gidiyor.

İkilinin durakları Liguria, Tuscany, Roma, Amalfi ve Capri. Sicilya'ya da uğrayacaklarken planda değişiklik oluyor. Bu seyahatlerde en lezzetli yiyeceklerin ve en kaliteli yerel şarapların yanı sıra en mavi ve en yeşil manzaralar da gözlerimizin önüne seriliyor. Napoli'ye gitmişken Pompeii'ye de uğruyorlar. İtalya turunda Roma, Floransa, Milano ve Napoli'den de geçmiştik. Pompeii'yi görünce heyecan yapabilmek bile güzel. Film çekilirken oyuncular neler hissetti acaba?

İzlerken yanınızda güzel yiyecekler olmasını tavsiye ederim. Hışır hışır pişen yiyecekleri birebir gösteriyorlar. Ustalar o sebzeleri haşladıkça, üstlerini süsledikçe ağzınızın suyu akıyor. Kocaman tabaklarda gelen minnacık porsiyonlar normal bir maaşla oraları ancak rüyamızda görebileceğimizin işaretçisi. Oturdukları bütün restoranların denize nazır olduğunu da vurgulayayım.

Filmde sürekli konuşma var. Bazı yerleri uzasa da bazı yerlerinde çok güldüm. Özellikle sürgün ve Tom Hardy muhabbetinde hislerime tercüman oldular. İkili aslında Lord Byron'un İtalya'da sürgün edildiği yerlerin izini sürüyor. Mekanlar, mezarlıklar, binalar. Arada şiirlerinden ezbere dizeler okuyorlar. Bir yerde Rob "Keşke beni de böyle bir yere sürgüne gönderseler. Halkla çok mutlu olurduk" diyor. Bunun dışında, Tom Hardy'nin de anlaşılmaz konuşmasını epey taklit ediyorlar. "Çok kaslı ve çok iyi aktör" diye inceden dalga geçmeleri, bir yandan da çekememeleri oldukça eğlenceliydi.

Özetlemek gerekirse, İtalya'ya doymak ve hoşsohbet dinlemek için hoş bir seyirlik.

Hiç yorum yok: