Yetersizlik Hissi


Bu yazıyı yazmayı epeydir düşünüyordum. Geçenlerde Mehmet Pişkin'in intihar öncesi videosuyla artık yazmam gerektiğine karar verdim. Dıştan birçoğumuza göre eli yüzü düzgün, belli bir geliri ve çevresi olan, iyi bir muhitte yaşayan biriydi Mehmet.

İçinde neler yaşadığını bilemeyiz tabii, sonuçta bu dünyayı terk etmeyi seçti. İntihardan bahsetmeyeceğim. Mehmet benden 6-7 yaş büyükmüş. Aynı nesil sayılabiliriz. Anlatmak istediğim, bizim neslin mutsuz olması ve bu mutsuzluğun kaynaklarından biri: yetersizlik hissi.

Görsel olarak Little Miss Sunshine (Küçük Gün Işığım) filminin karakterlerini seçtim. Filmi izleyenler bilir, tüm aile kaybedenlerden oluşmaktadır. Hepsi toplum nezdinde sorunlu tiplerdir. Ama ailenin ufaklığı Olive için birlikte yaptıkları bir yolculukta birlikte vakit geçirme fırsatı bulurlar ve bütün kusurlarıyla birlikte yaşamaktan mutlu olduklarını anlarlar. Ama gerçek hayat maalesef böyle değil. Birçok aile, birçok arkadaşlık ve birçok ikili ilişki başarılı olmayı şart koşar. İş hayatını malum, kendi işiniz değilse neredeyse bütün işyerleri her halükârda başarılı olmanızı bekler.

Ne kadar başkalarını takmayan bir insan olursak olalım insanlarla birlikte yaşamak durumundayız. Birtakım beklentileri karşılamazsak toplumda edindiğimiz küçücük yer de sarsılabilir. Mesela Türkiye'de ailenizin her dediğini yapmazsanız, inançlarınız veya cinsel yöneliminiz farklıysa, iş güç sahibi değilseniz muhtemelen yetersiz bir evlatsınız. İkili ilişkilerde karşınızdakine itaat etmiyor veya onu hediyelere boğmamışsanız yetersizsiniz. Arkadaşlara gelince, eğer aynı sektördeyseniz potansiyel rakipsiniz ve sizden daha iyi olmak zorundalar. Şansınız yaver gittiyse ve iyi insanlarla bir aradaysanız ne mutlu. Neyse ki onlardan biri olduğumu düşünüyorum.

Ama iş hayatındaki yetersizlik hissine bir türlü çare bulamadım. Çözüm büyük ölçüde benim elimde değil muhtemelen. Sistemin elinde benden çok seçenek olması ve parayı hak etmenin sonunun olmaması yatıyor temelde. Söylenilen saatte işlerimi bitirip çıksam da yetmiyor. İstenilen sayıda içerik üretsem daha fazlası gerekiyor. Düzgün bir metnin her zaman daha iyisi bekleniyor. Daha, daha, daha. Bundan kaynaklı huzursuzluğu yakın çevremde de hissediyorum. Ama birçok kişinin bu durumda olması rahatlatıcı değil.

Güzellik yarışmasında ortalığı karıştırıp ailesiyle mutlu mesut eve dönen Olive'ın lüksü yok bizde. En son ne zaman olumlu bir geri bildirim aldığınızı düşünün. Mesela iş hayatında olumlu geri bildirim almak beni sevindirmektense şaşırtıyor. Ayrıca ardından kesin bir "ama" gelecek diye tedirgin oluyorum. Evimiz, gelirimiz, çevremiz ve bilgi birikimimiz var ama "yetmiyor". Belki nankör, belki doyumsuz bir nesiliz. Fakat biz bir şekilde yetmemeye devam ettikçe korkarım ki bu nesilden daha çok Mehmet'ler çıkabilir.

1 yorum:

Ufuk Egemen dedi ki...

Hedonizmin sonu intihar. Maneviyatı bir köşede tutup materyalist olmanın sonuçları. En üst ünvan, en kaliteli araba, en pahalı ev, en güzel sosyal hayatın da bir sonu var. Nereye gidersen git, ne yaşarsan yaşa elbet bir son aşama olacaktır. Bu yüzden bedeni değil ruhu beslemek önemli olan. Bunlar da soyut kavramlar, sevgi-saygı-merhamet. 7.500.000.000 aşkın bir nüfusun olduğu gezegenimizde 1.500.000.000 aç insanın olduğu varsayılıyor, hangimiz o aç insanlar için bir paylaşım veya doğaya katkıda bulunduk. Bana göre "Eli yüzü düzgün, belli bir geliri ve çevresi olan, iyi bir muhitte yaşayan birisi" olmakla insan olunmuyor. Dediğim gibi ruh ve maneviyat asıl önemli olan.