The Double: İkinci Benliğim, Ötekim


The Other (Öteki) filmi hakkında yazı yazmak hakkında bir çekincem var: Film, bir Dostoyevski'nin Öteki kitabının uyarlaması ve ben kitabı henüz okumadım. (O sırada okumakta olduğum Kurmacanın Retoriği'nde yüzüme vurmak istercesine bu kitaba atıf geçti.) Eksiklikler olabileceğini belirterek başlayayım yazıya.

Filmin yönetmeni, IT Crowd dizisinde Moss rolünü oynayan Richard Ayoade. Daha önceden Submarine filmiyle yönetmenliğe giriş yaptı (izlenecek filmler arasında). Başrollerde Jesse Eisenberg (x2) ve Mia Wasikowska var. Richard Ayoade IT Crowd'dan rol arkadaşı Chris O'Dowd'u unutmamış, ona da filmde ufak bir rol vermiş.

Komedi filmiyle izleyip ısındığım yönetmen ciddi bir filmle karşımızda. Beğendiğimi belirterek süprizbozan uyarımı vereyim.

Film daha en baştan sıkıcı bir ortamla başlıyor. Ama kötü sıkıcılık değil, nasıl desem Kafkaesk bir sıkıcılık. Sürekli tekrarlanan ve bir türlü yolunda gitmeyen olaylar. Yaşanmasının bir anlamı yokmuş gibi görünen bunaltıcı bir hayat. Baş karakter Simon, yaşamına hiçbir şekilde yön veremeyen pısırık bir karakter. Onu hayata bağlayan, ileri yaşlı memurların arasında bir vaha gibi duran Hannah. Kızımız da acayip elbette, kanıyla harika resimler çizip yırtıyor ve çöpe atıyor (Simon da birleştiriyor).  Simon kendi çapında istekli ama Hannah'ya açılacak cesareti yok. Ne var ki bazı durumlarda acele etmek gerek...

İşyerinde varlığı bile bilinmeyen, kartını kaybedince kendini kanıtlayamaz hale düşen Simon'ın fiziksel özelliklerini birebir taşıyan ama ruhsal açıdan onun tam zıddı olan James işe alındığında durum değişir. James, Simon'ın sadece iş arkadaşlarını değil sevdiği kadını da etkisi altına almaya başlar. Simon neredeyse görünmez olduğundan mı yoksa benzerliğin her göze görünmediğinden midir, o ve James arasındaki benzerliği pek fark eden olmaz.

Simon başta James'le arkadaşlık kurar. Zaman geçtikçe kendinin "ötekisi"yle birlikte yaşamanın mümkün olmayacağını kavrar. Birinde açılan yara diğerinde de açılmaktadır. Bundan yola çıkarak ona karşı bir plan kurar. Filmin başlarında bir adam Simon'a el sallayarak intihar eder. Polisler olay yerine geldiklerinde adamın hemen yan taraftaki tenteye çarpıp düşmesi durumunda hayatta kalabileceğini söylerler. Simon, James'i tuzağa düşürüp (son zamanlarda zaten ona kaptırdığı) evine bağlar, kendini intihar eden adamla aynı kattan bırakır. Tek bir farkla: tenteye denk gelecek bir noktadan. Kanlar içinde de olsa yaşar, kızı kapar ve görmesek de James'ten kurtulur.

Ötekimizle birlikte yaşayamama fikri toplumsal açıdan bu çok ayrılıkçı bir yöne gider ama buna sanırım Dostoyevski'nin Öteki'sini okuduktan sonra kafa yormam gerecek.

Film, bana hiç de fena olmayan bir bütün gibi geldi. Dostoyevski'yi okuyanlar iyi bir roman uyarlaması olduğuna değinmiş. Ne var ki ideolojik temellerinin zayıf olduğuna dair eleştiriler de var. Festival filmi diye toz kondurmuyormuş gibi olmayayım izlerken epey keyif aldım ve modern sinemada böyle bir örnek gördüğüme sevindim. Belki de kaç yıllık "Moss"tan böyle bir film izlediğime şaşırıyorum hâlâ. Submarine'i de izleyip tarzına öyle karar vermeli.

Hiç yorum yok: