John Stuart Mill ve Zevkler Hiyerarşisini Yeniden Düşünmek

Bir sohbet sırasında aklıma geldi John Stuart Mill. Zevkler hiyerarşisinin bugün de büyük ölçüde geçerliliğini koruduğunu fark ettim. Mill uzmanı değilim, bu yazıda da derinlemesine değinmeyeceğim. Ama ana hatlarından ve bugünkü yaşam tarzımız için geçerliliğinden biraz bahsedebilmeyi umuyorum.

John Stuart Mill 1800'lü yıllarda yaşamış önemli bir filozof. Genel olarak faydacılık akımıyla ve siyaset felsefesi hakkındaki görüşleriyle tanınır. Kadın haklarıyla ilgili bence çok ilginç ve önemli eserinde, kadın erkek eşitliğini o dönemde bir erkek olarak çok iyi dile getirir. (Bir yazı konusu daha mı doğuyor acaba?) Mill'den aklımda kalan bir diğer mevzu da "zevkler hiyerarşisi"ydi.

Hiyerarşi kelimesini sevmesem de Mill'in ne demek istediğini özetlemeye çalışayım. Mill faydacılık akımını savunan filozoflardan biri ama bu görüşe getirdiği bir fark da bu hiyerarşi. Faydacılık akımının düz bir şekilde faydaları saymak olmadığını, insanların sadece buna göre karar vermemesi gerektiğini savunur.

Zevkler hiyerarşisi


Zevkler hiyerarşisinde zevkler "yüksek zevkler" ve "düşük zevkler" olarak ikiye ayrılır. Düşük zevkler kısa sürede kolayca görünürde çok fazla zevk verir. Örneğin, ayaküstü bir şeyler yemek karnımızı doyurur, ucuza gelir ve fazla vaktimizi almaz. Mill böyle bir zevke düşük zevk diyecektir. Ama özenle tasarlanmış bir ortam yaratıp lezzetli yemekleri tadını çıkara çıkara yemek Mill için yüksek zevk olacaktır.

Düşük zevkler somut ve anlık doyum sağlarken yüksek zevkler soyut ve derin bir doyum sağlar. Düşük zevkler yüzeysel olduğu için doyumu aldıktan sonra biter ama yüksek zevkler uzun süre, belki de ömür boyu sizi tatmin etmeye devam eder.

Mill'in tavrı kulağa elitist gelebilir. O da insanların öncelikli olarak temel ihtiyaçlarını karşılayacağının farkında. Demek istediği, para saçıp lüks yaşamak da değil. Çünkü bu bence onun tam da düşük zevk sayacağı bir durum. Para harcamadan ya da çok cüzi bir harcamayla okuyabileceğimiz bir kitap, izleyeceğimiz bir tiyatro oyunu, bir film ya da kilden yapacağınız bir çömlek yüksek zevkler arasındaki yerini alacaktır.

Günümüzde


Günümüze gelirsek... Her şeye maddi değerine göre kıymet biçildiği bir çağdayız. Birçoğumuzun, özellikle 80'li yılların gençlerinin hayattaki neredeyse tek amacı bir sigortalı bir işe girip iyi maaş almak ve çalıştığı yerdeki konumunu yükseltmek. Edebiyat, sanat dalları, zanaat vakit kaybı olarak veya kişinin kendinin uğraşamayacağı kadar zor görünüyor.

Genel olarak kazanılan gelir kolay tüketilebilen zevklere gidiyor: alışveriş yapmak, daha çok şey satın almak gibi... Bu zevk yeterli geliyor ve daha ötesi aranmıyor, daha ötesinin olabileceği düşünülmüyor. Üretim yerine tüketim tercih ediliyor. Çünkü kolay, çünkü görünürde getirisi var. Sistem tarafından pompalanan da bu: Satın al, tüket ve at.

Mill'in zevkler hiyerarşisi günümüzde, daha sert piyasa şartlarında geçerliliğini koruyor. Ondan kendimize hâlâ büyük bir pay biçebiliriz. Vaktimizin hep nakit olduğuna inandık ama "bizim" vaktimiz olduğunu unuttuk. Onu niye başkasına satalım? Mihael Ende'nin Momo adlı efsane romanındaki insanlar gibiyiz: Gri şapkalı adamlar geliyor ve bize sevdiğimiz bir şeyi yaparken, mutlu olduğumuz insanlarla birlikte sohbet ederken çok zaman kaybettiğimizi, halbuki o süreden kâr edebileceğinizi söylüyorlar.

Onları tamamen reddedebilecek şartlarımız olmasa da ara sıra "hayır" demekten çekinmeyelim ve arada kendimiz için, daha derin, daha üretken yaşayalım.



1 yorum:

Anonim dedi ki...

hayırda hâyır vardır, kesinlikle hayır diyebilmek önemli, eline sağlık

Blogger tarafından desteklenmektedir.