Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar

Saatleri Ayarlama Enstitüsü – Ahmet Hamdi Tanpınar

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü yıllardır raflarda görür, merak eder ama okumamak için türlü bahaneler bulurdum. Ne bileyim, fiyatı pahalı gelirdi, ismi sembolik görünürdü falan filan. Geçenlerde bir arkadaşımın rafında görünce kaçacak delik kalmamıştı artık. Ben de derin bir nefes aldım ve başladım okumaya. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanlarının güncel konuları anlattığını ve akıcı dilleri olduğunu duymuştum. Ama bu kadarını aklımdan geçirmemiştim.

Hiçbir Yerin Adamı*

Romanı anlatan kişi Hayri İrdal, sıradan birisi. Kendisi de, ailesi de göz batan insanlar değil. Kendi hallerinde bir yaşam sürüyorlar başlarda. Baba faktörü Hayri İrdal’ın hayatını daha çok etkiliyor gibi. Hatta ileride Doktor Ramiz’in diyeceği üzere kendi babasını adamdan saymadığı için sürekli bir “baba arayışında”. Hayri İrdal gerçekten bir baba mı arıyor tartışılır, ama kendisinin bir arayışta olduğu, karşılaştığı insanlara veya fırsatlara tutunacak dal bulmuş gibi kapılan, cesaretten ve hedeften yoksun birisi.

Hayri İrdal’ın evinde annesinin Mübarek adını taktığı bir saat var. Romanın en haysiyetli kahramanı da bu saat aslına bakılırsa; bir insan gibi anlatılıyor, Mübarek’in herkesten ilgi ve saygı görmesi de cabası. Karakterle ne kadar farklı olursa olsun görüşleri bir şekilde bu saatle kesişiyor. Hayri İrdal da hayatının bu saat tarafından yönetildiğini hissediyor. Ayrıca onun saatleri ayarlama hassaslığının da çıkış noktası.

Hayri İrdal’ın hayatına pek çok kişi giriyor. (Bu kişilerin hayatına girme sırası ayrıca günümüz değerlerinin değişme sırasıyla da paralel gidiyor.) Bunlardan bazıları: Nuri Efendi, kendi halinde bir saat tamircisi, sadece işini yapıyor. Hayri İrdal onun yanında çıraklık yapıyor, hazin bir şekilde ayrılmak durumunda kalıyor. Seyid Lûtfullah, sahte bir şeyh aslında. Hayri İrdal ve çevresindeki pek çok kişiyi akıldışı beyanatlarıyla etkiliyor, insanların dini inançlarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyor. Elde edebileceklerini aldıktan sonra yapacağı malum aslında, ama onu benden değil romandan okuyun. Abdüsselâm Efendi var bir de, ilk karısı Zeynep’in insana hasret babası. Hayri İrdal, Abdüsselâm Efendi’nin yoğun ilgisinden bunalsa da kendi kararlarını vermekten aciz olduğu için onun yanından ayrılamıyor. Sonuçta ilk çocuğunun adını bile kendi koyamıyor.

Daha sonra halası (daha doğrusu halasının kırdığı bir ceviz) yüzünden dava ediliyor. Onun akıl sağlığını tetkiki için memur edilen Doktor Ramiz ise tam bir psikanalist. Hayri İrdal, Seyid Lûtfullah gibi tamamen dine yaslanan bir adamdan sonra Doktor Ramiz gibi sadece bilimin dediklerini sayan bir insanla da tanışmış oluyor. Doktor Ramiz, Hayri İrdal’la mesleğinde ilerleyebilmek için davanın düşmesinden sonra da ilişkisini sürdürmeye çalışıyor. Hayri İrdal’ın hastalığının teşhisinin “babasını beğenmemesi” olduğunu söylüyor ve o ne anlatsa nedenlerini buna bağlıyor.

Hayri İrdal özel hayatında da huzuru bulamamış biri. İlk karısı Zeynep’i çok seviyor ama Zeynep ardında iki çocuk bırakarak ölüyor. İkinci karısı Pakize’yle Doktor Ramiz sayesinde tanışıyorlar. Pakize kendini Hollywood yıldızı zannediyor. Büyük baldızı çirkin sesine rağmen şarkıcı olmak istiyor. Küçük baldızı güzellik kraliçesi olmaya uğraşıyor. Hayri İrdal’se bunlara anlam veremiyor. Hayri İrdal’ın çocukları kendi deyişiyle Zeynep’e çekmişler. Kızı kardeşini bu sefaletten kurtarmak için bir ara kaba ve çirkin biriyle evlenmeye bile niyetleniyor. Ahmet’se büyüdüğünde babasının yolundan gitmiyor, en azından kendisine bir hedef belirliyor.

Hayri İrdal, Doktor Ramiz’le birlikte gittiği bir kahvede çeşitli insanlarla tanışıyor. Bunların arasında aydın insanlar da var. Hayri İrdal bir de ispiritizma cemiyetine giriyor, daha doğrusu din ve bilimin ardından ispiritizmaya da sürükleniyor. Burada da pek çok insanla tanışıyor. O sıralarda zengin ve güzel bir hanım olan Selma Hanım’a âşık oluyor. Ama kendisinin paspal görüntüsünün Selma Hanım’ı hiç cezbetmediğinin farkında.

Çok Laf, Az İş

Romana adını veren Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün fikir babası Halit Ayarcı. Şu ana kadar fark edilmesiyse soyadlarına şöyle bir bakarsak: Lûtfullah – Allah’ın lütfu, Ramiz – İşaretlerle, simgelerle gösteren. Ayarcı’nın anlamı apaçık ortada. Ama saat ayarı yaptığını düşünüyorsanız yanılırsınız. Bu adam, insanları ayarlıyor. Evet, aynı saatler gibi. Böylece her şeyin kendi cihetinde tıkırında gitmesini sağlıyor. Tam bir kapitalist sistem insanı aslında. Ne idüğü belirsiz bir şirket kuruyor, bunun adına Saatleri Ayarlama Enstitüsü adını veriyor. Burada bir sürü çalışanı işe alıyor; işe aldıklarının hayatta tutunamamış, her rüzgârda savrulan tipler olmasına özen gösteriyor. İlhamını Hayri İrdal’dan alıyor, Hayri İrdal’ı kahraman ilan ediyor, onun çevresinde magazinsel bir dünya yaratıyor. Hayri İrdal bu sırada çok para kazanmaya başlıyor. Hiçbir iş yapmadığı halde kendini bir şey yapıyor zannediyor. Etraf da onu öyle görüyor, daha önce onu beğenmeyenler iltifat etmeye doyamıyorlar, Semra Hanım dahil. Hayri İrdal bir ara kendi özünden uzaklaştığını hissediyor. Ama Halit Ayarcı’nın ayarlarından yakayı sıyırabilmek ne mümkün… Adam, Hayri İrdal’ın huysuz halasını bile kafalayabilecek nitelikte.

Halit Ayarcı, Hayri İrdal’ın başına bir sürü iş açıyor. Ama bunlardan en komiği ama aslında en vahimi de Ahmet Zamanî hakkında Hayri İrdal’ın yazmak zorunda olduğu kitap. Ayrıntıları verip de romanın zevkini kaçırmak istemem. Ama şunu da sormadan duramayacağım: Tarih yazımı nedir, ne kadar nesneldir?

Bu kitapta her türden insan, hatta hayatın kendisi var. Sadece kendi işini yapanlar, dini sömürenler, sadece bilimi esas alanlar, ruh çağıranlar, az işle çok para kazanmaya çalışanlar, her şekilde yolunu bulanlar, insanları kullananlar, kendini kullandıranlar, her akıma kapılanlar ve az da olsa kendi değerlerinden vazgeçmeyip idealleri doğrultusunda ilerleyenler…

Romandaki esprili dil yer yer güldürüyor. Hayri İrdal’ın, halasının mirasına konmak isteyen babasının başına gelenler bile başlı başına romanı okumak için bir sebep. Ayrıca “çişi gelen çocuk gibi iki yana sallanan” benzeri mizahi tabirler de tadından yenmeyen bu romana daha da lezzet katan unsurlardan.

Şahsım adına konuşayım: Artık Hüseyin Rahmi’nin romanlarından önce aklıma Saatleri Ayarlama Enstitüsü geliyor. Arkadaşın rafında Huzur da vardı. O da bir dahaki gidişimde…


* Hayri İrdal karakteri için bence en uygun tarif The Beatles’ın Nowhere Man (Hiçbir Yerin Adamı) geçiyor: O gerçekten hiçbir yerin adamı / Hiçbir yer ülkesinde oturan / Hiçbir yer planlarını yapan / Hiç kimse için.

Hiç yorum yok: